Sevgililer Günü yaklaşırken, size “ruhsal eşleşme” kavramından bahsetmek istiyorum. Herkesin herkesle kimyası tutmaz. Bazı ruhlar birbirine yakın yaratılmıştır ve aralarında zahmetsiz bir uyum söz konusudur. Birlikte gülebilmeyi, susarak anlaşmayı ve konuşmadan fikir birliğine varmayı becerebilirler. Karakterleri birbirine yakındır. Dolaysıyla aralarında zoraki olmayan bir saygı ve sevgi söz konusudur.
Çevrenizi yeteri derecede gözlemlediğinizde şu cümleleri sıklıkla duymuşsunuzdur. “Bu adam (ya da kadın) onda ne buldu acaba da yanında geziyor? Ben size söyleyeyim: zahmetsiz uyum buluyor. Ruhuna yakın bir ruh buluyor, karakterleri uyuşuyor, enerjileri birbirini tutuyor. Atalarımız bile demiş “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diye. Neden? Çünkü, herkes, kendine yakın karakterde insanı hayatına alıyor ya da arkadaşlık kuruyor.
Aynı kutupların birbirini itmesi, sadece mıknatıs için geçerlidir. Eğer mesele, ruh meselesiyse, benzerimizi çekeriz. Çünkü diğerinin yanında rahat edemeyiz, onunla bağlantı kurarken zorlanırız, anlaşamayız.
Hiç düşündünüz mü? Bazı insanların yanında zaman su gibi akar gider, dakikaların nasıl geçtiğini bile anlamayız. Bazılarının yanında da bir saat insana bir gün gibi gelir. Çünkü ne anlattığını anlamaz, seninle aynı frekansta değildir ya da yıldızlarını barışmamıştır. Kısacası karşınızdaki insanı ruhunuz almıyordur ya da alamıyordur.
Başlıkta da bahsettiğim gibi, herkes herkesle olmaz çünkü olamaz. Daha somut bir örnek vermem gerekirse, diyelim ki ayağınız otuz altı numara… Otuz yedi ya da otuz sekiz size büyük gelir, otuz beş ise küçük… Her kıyafet ya da ayakkabı her bedene uymaz. Her ruh ya da zihin yapısı da birbirine eş değer değildir. Kendinizden daha düşük bir zihinle muhatap olursanız, o sizin seviyenize çıkamaz siz de onun seviyesine inmekte zorlanırsınız. Ortada bir uyumsuzluk baş gösterir. Uyumsuzluk da rahatsızlığı beraberinde getirir. Çünkü ruhsal ya da zihinsel olarak size uygun olmayan insanların yanında rahat edemezsiniz.
Peki bunun bir çözüm yolu var mıdır? Bence evet. Aranızda “zahmetsiz uyum” olan insanları zaten hissedersiniz. Onlara doğal olarak çekilirsiniz. Çünkü onları bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde seversiniz. Bazen de sevdiğinizi zannedersiniz. Bu da nereden çıktı şimdi dediğinizi duyar gibiyim… O yüzden hemen açıklayayım. Bir insanı sadece fiziksel olarak beğenip onu kişilik olarak ya da ruhsal olarak tanımaya çalışmazsanız, genelde yaşadığınız bu çekim yüzeysel kalacaktır. Örneğin uzaktan görüp platonik olarak beğendiğimiz insanlara genelde ütopik nitelikler yükleriz. Fakat elimize onu tanıma fırsatı geçtiğinde bize uygun olmadığını sezersek eğer, mesele ütopiklikten çıkar ve ironik bir hal alır. (Bu cümleyi Damadın Cebinde Akrep Var isimli kitabımda kurmuştum.) O yüzden, bir yazar arkadaşınız olarak size tavsiyem, hoşlandığınız kişiyi ruhsal eşleşme ve aranızdaki zahmetsiz uyum açısından değerlendirmeniz. Ha, bir de her şeye rağmen gönül ferman dinlemiyor lafı var, o da başka bir yazının konusu…









