Sahici kelimesinin anlamını artık şarkılarda bile geçmesinden kaynaklı olarak hemen hemen hepimiz biliyoruzdur ama bilmeyenler için söyleyelim; sahte olmayan, gerçek olan demektir. İnsanın sahicisi doğaldır mesela, sahte değildir, rol yapmaz, olduğu gibidir. Elmasın da sahicisi vardır mesela. Taklit değildir, orjinaldir.
Aşkın da sahicisi vardır. Maskeli değildir, çıkar ilişkilerine dayanmaz, saf sevgidir. Sevdiğini olduğu gibi sever, sevilmek için rol yapmaz, karşısındaki insanı tüm gerçekliğiyle sahiplenir. Birbirleriyle karşılaşmadan önce, bir yaşantıları, hobileri, özel alanları olmuştur. Buna saygı duyarlar. Yaşanmışlıkları için birbirlerine açıklama yapma ihtiyacı duymazlar. Birbirlerinin hayallerini destekler ve onlara ulaşmak için birlikte adım atarlar. Birbirlerini kösteklemezler. Hedef bir dağın tepesindeyse eğer, her ikisi de oraya tırmanırlar ve zirvede buluşurlar. Başarının tadını birlikte çıkarırlar. Sahte değildirler. Birbirlerinin karşısında rol yapmaz, maskeli dolaşmazlar. Doğaldırlar. Çünkü oldukları halleriyle sevilmeye layık olduklarını bilir, bunu hissederler.
Şimdi bu konuya nereden geldik dediğinizi duyar gibiyim. Hemen size gerekli bilgiyi vereyim. Sabah sabah dilime Ahmet Muhip Dıranas’ın “Serenad” şiiri takıldı. Uzun süre şiiri kendi kendime mırıldanıp durdum. Sonra da aşk üzerine, aşkın mevsimi üzerine düşünmeye başladım. Meraklısı için şiirin ilk dörtlüğünü sizlerle de paylaşıyorum;
Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına,
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.
Şair burada sevginin en saf halini çok güzel anlatmış. Yeşil, umudu ve doğayı, doğallığı, aşkın taze olmasını, “gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ” kısmı ise, saf sevgiyi yani duyguların saflığını doğa ile bağdaştırır.
Aslında sahici aşkın bir mevsimi yoktur. “Mevsim gibi kapıya gelmek “ifadesi, doğanın döngüsü gibi kaçınılmaz olarak kapıya gelen aşkı ifade eder. Sevgilinin kapısını çaldığınız an en taze andır ve o kapıya gittiğiniz mevsim, aşkın mevsimidir. Oraya en saf halinizle, yani “gözlerinizde bulut ve saçlarınızda çiğ” ile gidebilirsiniz. Orası sizi en doğal halinizle ve yaşanmışlıklarınızla sahiplenecek yerdir. Zaten aşk, sahiplenmek değil midir? Bir kişiyi, duyguyu ya da onun her şeyini… Hissettiklerinizle birlikle içiniz gürül gürül akan bir nehir gibi coşmaz mı? İçinizdeki sevinç dışarı taşmaz mı? O zaman rol yapabilir misiniz ki? Ruhunuz, kalbiniz bu kadar doluyken hatta taşıyorken, her şey bu kadar yoğun, bu kadar coşkunken maskeli dolaşabilir misiniz? Size de o an bir “aşk güzelliği” gelmez mi? Yüzünüzün ortasına gelip oturmaz ve tebessüm etmenize vesile olmaz mı?
Ben bugün sahici olmak, sahicilik ve sahici aşk üzerine çok düşündüm ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım tıpkı bu şiir gibi aşk hakkında zihninizde canlı bir tablo oluşmuştur…









