Bu aralar yeni bir hayat mümkün mü sorusuna saplanıp kalmış durumdayım. Ancak bunun oturduğum yerden “armut piş ağzıma düş” mantığıyla olmayacağının da farkındayım. Çünkü hayatını değiştirmek ancak aksiyon-çalışma-sabır üçlüsüyle mümkün. Yani öyle hepimizin istediği gibi bir günde yeni bir hayata şıp diye geçiş yapılmıyor. Bu arada, öyle olmasını da çok isterdim. Parmağımı şıklattığımda mevcut düzenimi yıkıp yeni bir düzene geçiş yapmayı gerçekten çok isterdim fakat insan canlı türünün yaşayış şekline göre bu gerçekten zor hatta neredeyse imkânsız gibi bir şey. En azından şu an için…
Bu tarz durumlarda insanın gerçekten içsel bir güdülenmeye ihtiyacı var. Bu bazen çok ağır bir gönül yarasıyla oluyor, bazen çok derin bir acıyla, bazen de müthiş bir mutlulukla ama bir şey gerçekten olmak istediğin insana dönüşmek için seni bir noktadan sonra resmen ittiriyor. İşte o noktadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. İnsanın kendi içsel aydınlanmasından sonra zihninde de bir ışık beliriyor. Lakin insan bunu ancak o ışığın peşinden gitmek için harekete geçmekle mümkün kılabiliyor. Gelin bu konuyu hep birlikte bir örnek eşliğinde mercek altına alalım…
Yıllar önce televizyon izlerken bir habere denk gelmiştim. Eşinden ayrılmış bir ev hanımı, mevcut hayatından sıkılıp yeni bir hayata geçmeye karar vermiş. Bir süre ne yapacağını bilememiş. Daha sonra stres atmak için kendisini tasarım yapmaya vermiş. Çeşitli kurslara gitmiş, kumaşlar almış, işin içine hayal gücünü katmış ve belirli bir süre sonra yaptığı tasarımlar ses getirmeye başlamış ve tasarımlarını yarışmaya yollayıp bir tanesiyle birincilik elde edip adını duyurmuş.
Bunu böyle yazması kolay tabi. Lakin süreç hiç kolay değil. Hayatını değiştirmek için bir karar almak, onu uygulamaya koymak için çeşitli arayışlara girmek, çalışmak, çalışmak ve sürekli çalışmak ve aradan zaman geçmesini beklemek. Çünkü bütün bunlar gerçekten bir zincirin halkaları misali birbirine bağlı olan şeyler. Biri olmazsa diğeri olmaz. Eğer mevcut düzeninizden sıkıldıysanız, yeni hayatınız için arayışa girip kendinize en uygun olanı seçip ona göre adımlar atıp çok çalışıp olacakları da zamana bırakmalısınız. Zaman kavramı bu noktada gerçekten önemli. Çünkü hepimizin de bildiği gibi, “yemek çiğnenmeden yutulmaz, çay demlenmeden içilmez.” Her şey ama her şey gerçekten emek, zaman ve fedakârlık ister. Yani öyle oturduğumuz yerden bir ağacın altına oturup gökten elma düşmesini bekleyemeyiz. O elmayı almak için o dala uzanmalı, elimizle koparmalı ve onu yemek için bir ısırık alıp çiğnemeliyiz. Elmanın da elma olabilmesi için önce tohumunu toprağa ekmeli, sonra onu sulamalı ve büyümesi için yapmamız gerekenleri yapmalıyız.
Konuyu toparlayacak olursak, yeni bir hayat mümkün mü? Evet mümkün. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda insanların ne şartlardan çıkıp kadersel sıçramalar yaptığına mutlaka şahit olmuşuzdur. Fakat bunu mümkün kılmak için aksiyon-çalışma-sabır üçlüsüyle hareket edip elimizdeki tüm mümkünlerin sınırlarını da zorlamak gerekiyor.









