HERKES SADECE İNSAN OLABİLSE....
Şirin Deniz Kafalı

Şirin Deniz Kafalı

HERKES SADECE İNSAN OLABİLSE....

09 Mart 2021 - 13:27

Yıl 2021..
8 Mart'tan 8 Mart'a, 1 yılda: 304 kadın cinayeti ve 182 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti!

Bir önceki gün genç bir kadın küçük kızının gözlerinin önünde, sokak ortasında eski eşi tarafından öldüresiye dövüldü..

Biz dün hep birlikte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü kutladık..

Şöyle bir tarihini hatırlatmak istiyorum;
8 Mart 1857 tarihinde ABDnin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarkanın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Ve 1921 yılından bu yana ülkemizde de kutlanmakta..

Bugün ABD'de ki kadınların örgütlenerek güç oluşturup eşit haklar için savaştığı ve kendileri için olmasa bile kendilerinden sonra gelecek kadınların daha iyi şartlarda, daha iyi koşullarda, erkeklerle eşit haklarla çalışabilmesi için kendi canlarını feda ettiği o korkusuz muhteşem hareketi kutluyoruz ve onları anıyoruz.
Kadınız ve kendimize pay biçiyoruz.
Bu cümlemin altını çizmek isterim..
Türkiye de doğmuş büyümüş kadınlarız..
Biz örgütlenmedik..
Ayaklanmadık..
Grev yapmadık..
Çalıştığımız yerde bu yüzden kapılar kilitlenmedi ve yanarak ölmedik..

1930 yılıydı; çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı. Bu Avrupa ülkelerinden bile önceydi.. 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk; bizi bizden çok önce düşünmüştü.. 

Böylelikle biz savaşmayan annelerin çocukları olmuştuk..
Bu cümleyi de boşuna kurmadım..

Hiç savaşmadan hak sahibi olan annelerin kızları olmak...
Bize tanınan hak için bedel ödememiş olmak..
Acaba diyorum bize her gün bedel ödetiyor olabilir mi?
5 Aralık tarihini kutluyor muyuz?

Biz Türkiye'de doğmuş Türkiye'de büyümüş kadınlarız..
Bize verilmiş haklar kültürümüzü değiştirmedi.
Annelerimiz hakları için savaşan anneler değildi.Onların anneleri de hakkı için savaşmadı...
Biz büyürken erkek kardeşlerimiz ayrıcalıklıydı..Onlar güçlü olandı..
Biz başına kötü şeyler gelebilecek zayıflardık..
Bizim bunlar beynimize işlenirken; erkek kardeşlerimizin beyinlerine de güçlü oldukları, istedikleri herşeyi yapabilecekleri işlendi... Erkek doğuramayan annelerimiz yine kadınlar tarafından hor görüldü.. Her anne önce güçlü olanı doğurmak istedi, doğurunca böbürlendi, doğurduğu güçlü olduğu için onu hep ödüllendirdi. Zayıf doğan sonra doğmalıydı çünkü abisi tarafından korunması kollanması gerekirdi... Zaten sonrasında zayıf olan başka bir güçlü olanla evlendirilir, ona emanet edilirdi.. 

Belki çok basit cümleler bunlar evet ama gerçek..
Bugünün tohumlarını eken gerçekler...

En kötüsü de bunlar; yine kadınların, annelerimizin, annelerimizin annelerinin ektiği tohumlar...
Çünkü insanı doğuran da yetiştiren de kadınlar..

Çocuğun kızı erkeği olmaz! Çocuk çocuktur.. Ve çocuk yaşta annelerimizden aldığımız her duygu hem geleceğimizi hem kişiliğimizi şekillendirir..

Şimdi bağırıp duruyoruz ya "Kadınlar İkinci Vatandaş Değildir!" diye..
Bunu biz yapıyoruz..
Bu ayrımcılığı yapan erkekleri de kadınları da biz yetiştiriyoruz.

Biz! 
Kadınlar!
Kadınlar diye başlayan bütün cümlelerde zaten bu algı var...
Kadın olduk ama insan olamadık mı?

Pilot olabiliriz; oluyoruz da...
Teğmen, Komiser, Başbakan vb. ....Olabiliriz; oluyoruz da..
Ama olduğumuzda ünvanımızın başına "kadın" hala konuyorsa işte bu algıdır. "Kadın" ise eğer aslında yapılamayacak olanı yapıyor algısıdır. Önce bunu öğrenmemiz gerek..

"Üniversite kazanmış! bak bak başka şehirde tek başına okuyacakmış! bak bak o.... mu olcan sen?!" diyen anneler, tanıyorum ben....

Kızlarımızı sırf kız oldukları için daha az sever gibiyiz...Onlar da bu eksiklikle büyüyor ve yetişiyor...
Ama erkeklere yetişemiyor!
Tam da bu algı...
 
"Kadın" kelime olarak bir sıfattır, "Erkek" kelimesinin de sadece cinsiyeti belirten bir sıfat olduğu gibi..

Biz Hepimiz  İNSANIZ!

Demem o ki;
"Kızını dövmeyen dizini döver! , amann kızının başını boş bırakma!.vb.............(hepsini yazmak sinirimi bozacak)" gibi lafları sadece lugatınızdan değil beyninizden de çıkarın!

Artık bu zihniyete son verin! Bunu siz yapmazsanız kimse yapamaz!
Eğer evladınız varsa; cinsiyeti ne olursa olsun bir insan!

Kadın ya da Erkek değil eğer yetiştirdiğine önce sen İNSAN diye bakarsan O' da büyünce insan olur..O'nun yetiştirdikleri de...

Herkes sadece İNSAN olabilirse; işte o zaman muhteşem olur....


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum