Hayatımızın tam bir mücadele etme hali olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Çünkü bunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. Artık herkes insanın dünyaya sadece mutlu olmak için gelmediğini biliyor. İnsan hayatı tam problem çözme üzerine kurulu ve biri bitince maalesef diğeri başlıyor. Her gün, çözmemiz gereken problemlere bir yenisi daha ekleniyor.
Hâl böyle olunca hayatımızın zifiri karanlıkta alan noktalarını da aydınlığa çıkmak için sorguluyoruz. Hani şu “neden ben?” diye yaptığımız o meşhur sorgulamalar var ya, işte onlardan bahsediyorum. Aslında hepimiz, tünelin sonundaki o meşhur ışığı arama halindeyiz ve çoğu zaman da bulamıyoruz. Çünkü tünelin başı ve ortaları hep karanlıktır. Işık ancak iyice sona yaklaştığımızda gözle görünür hale gelir. Zaten hayat da tünelin sonundaki ışık gibidir. Çoğu zaman sonradan yüzümüze güler.
Bu konuyla ilgili vakti zamanında bir yazı okumuştum. Yazının sonunda şuna benzer bir cümle vardı: “Zamana kök salan, zamanla büyüyen ağaçların ihtişamını anlatmaya lüzum var mı?” Bu cümle, hayata dair pek çok noktada bakış açımı değiştirmişti. Çünkü “yıllanmanın” önemini ve çınar ağacı gibi ihtişamlı ve gösterişli olmanın yollarını sağlayan tek bir öğe vardı. O da sabır. Sabır olmadan, yıllanıp tecrübe kazanmadan sağlanan edinimler çocukluğumuzda uçurduğumuz küçük baloncuklar misali havada süzülüp kaybolurdu. O yüzden çabuk sürgün verip filizlenen bir bitki olup, aynı hızla yapraklarımı döküp yok olmaktan ziyade ihtişamlı bir çınar ağacı gibi olmayı bu yazıyı okuduğum andan itibaren dilemiştim.
Bu sebepten ötürü, hayatımda şanssızlık olarak kabul ettiğim şeylere üzülmek yerine onlarla mücadele etmeyi ve onları dönüştürmeyi seçmiştim. Çünkü bazen en büyük şans, şanssızlık kabul edilen şeyleri dönüştürmeye çalışılırken, sabırla elde ediliyordu. İnsan ancak karanlıkla mücadele etmeye çalışırken ışığa ulaşmanın önemini kavrayabiliyordu. Çünkü “ışık” önemliydi. Hayatımızı aydınlatıyordu.
Aslında karanlık zamanlardaki en önemli faktör, ışığı ararken çalıştırdığımız zihnimizin sadece hayatımızı değil, kalbimizi de aydınlatması. Çünkü insan ancak düşünerek ve çalışarak aydınlığa ulaşabilir. Ne demiş atalarımız? “İşleyen demir ışıldar.”
Son olarak size karanlık zamanlar için verebileceğim en büyük tavsiye kardeşim vasıtasıyla öğrendiğim, umuda dair olan bir cümle. Bu sözü kimin söylediğini ikimizde çok araştırdık ama bulamadık. İçinizde bilip de bizimle paylaşan olursa çok seviniriz. Çünkü karanlığın kalıcı olmadığını ve umudun her zaman var olduğunu bundan daha iyi anlatan bir cümle bulamadım. Şimdi onu sizlerle paylaşıyorum: “Gökyüzü ne kadar karanlık olursa olsun, yıldızlar daima parlar.”
O yüzden evet, karanlıkta ışık yanar!









