İlk imza günümü Antalya’da yapmıştım. Kendimi mutlu ve heyecanlı hissediyordum. İnsanlarla sohbet ediyor, kitap imzalıyor ve onların kitabımla ilgili sorularını cevaplıyordum. O esnada dikkatimi siyah giyimli, kırklı yaşlarında bir hanım çekti. Yaklaşık bir saat beni uzaktan izledi, yanındaki adamla fısıltılı bir şekilde sohbet etti. Daha sonra kalkmama yakın yanıma geldi ve “bana biraz kendinizden bahseder misiniz?” dedi. Şaşırdım. Ona eğitim geçmişimden ve kitabımın konusundan bahsettim. Kitabın konusu bayağı ilgisini çekti ve heyecanlandı. Damadın Cebinde Akrep Var ismi bile ona çok ilginç gelmişti. Kitabı aldı, imzalattı. Daha sonra bana “evli misiniz?” diye sordu. Yine şaşırdım çünkü bu soruyu neden sorduğunu anlamadım. Yüzüne dikkatli bir şekilde baktım. Kendimi toparlayarak “hayır, bu soruyu neden sordunuz?” dedim. “Çünkü yazdığınız kitap ilişkilerin düğün aşamasına gelmeden neden bittiği, yani evlilikle bir bağı var” diye cevap aldım. Güldüm. Şakayla karışık, “ben evlilikle bağı olan konulara değinen bir yazarım evet, ama evlilik taraftarı değilim” dedim. Güldü ve biraz mahcup bir halde yanımdan ayrıldı. Evlilik güzel bir şey ve evlilik taraftarı değilim gibi bir şey tabi ki söz konusu değil. Sadece okurumla aramda şakayla karışık bit sohbet oluşmasını istedim, o ayrı…
Yukarıdaki örneği sizinle paylaşma sebebim, bir yazar neyi yazar sorusuna cevap vermek. Sevgili okurlarım, bir yazar, gerekli gözlemi ve araştırmayı yaptıktan sonra her şeyi yazabilir. Zaten yazarlığın amacı da budur. Toplumda üzerine ışık tutulmayı bekleyen konuları mercek altına almak. Bekâr bir yazar, evlenmiş boşanmış ya da evli birinin hayat hikâyesini yazabilir. Bunun için kişiyle aynı medeni halin içinde bulunmaya gerek yok. Ya da bir kadın, bir erkeğin hayat hikâyesini yazabilir. Bunun için aynı cinsiyete sahip olmaya gerek yok. Hatta ve hatta dünyayı bir koyunun gözünden bakarak bile yazabilir. Bunun için koyun olmaya gerek yok. Öyle olsa herkesin yazma alanı sınırlı bir alanda hapsolurdu ki bu yaratıcılığı engelleyen bir şey.
Aklıma şöyle bir şey de geldi. Siz hiç çocuk kitabı yazarlarına “siz çocuk değilsiniz, yetişkinsiniz. Neden çocuk kitabı yazıyorsunuz?” diyor musunuz? İşte bir yazara ne hakkında neden yazdığını sormak, bunun gibi bir şey. Söz konusu romansa, gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra bence her konuda karakterler oluşturulup, o karakterler konuşturulabilir. Hayal gücü sınırlanamaz. Kimse kimsenin beynine sansür koyamaz.
Kısacası, bir yazar, her şeyi yazar. Rahatsız olduğu konulara dikkat çekmek için yazar. Yüksek sesle dile getirilmesini düşündüğü konuyu yazar. Bazı konuları mercek altına almak için yazar. Topluma ışık tutmak için yazar. Bazen sadece hayalinde kurguladığı hikâyeleri çok sevdiği okurlarıyla paylaşmak için yazar. Yazar da yazar… Bir yazara bu tarz sorular, eğer konu çok spesifik bir konu değilse, bence sorulmaz. Başka bir yazıda görüşmek üzere…









