Her gün yeni bir kurye haberiyle karşılaşıyoruz…
Kimi darbediliyor, kimi hakarete uğruyor, kimi ise ekmeğini kazanmak için çıktığı yolda bir daha evine dönemiyor.
Peki hiç düşündük mü?
O motosikletin üzerinde gördüğümüz kişi; bir annenin evladı, bir babanın umudu, bir kardeşin ağabeyi ya da ablası… Belki de kendi çocuğumuzun yaşında bir genç. Tek istediği ise alın teriyle helal ekmeğini kazanmak.
Son yıllarda hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldular. Evimizde süt bittiğinde, ekmek kalmadığında, çocuğumuzun ihtiyacı olduğunda ya da dışarı çıkamadığımızda telefona uzanıyoruz. Dakikalar sonra kapımız çalıyor.
Kapıyı çalan aslında sadece bir kurye değil; ihtiyacımıza yetişen bir emekçi.
Buna rağmen hâlâ bazı sitelerde kuryelerin içeri alınmaması, aşağılanması, bekletilmesi ve kötü muamele görmesi kabul edilebilir değil. Siparişi isteyen site sakini, görevi yerine getiren ise kurye… Öyleyse bu öfke neden?
Ben kuryelere sadece bir konuda sitem ediyorum: Trafikte zamanla yarışırken kendi canlarını tehlikeye atmaları. Çünkü bunun acı sonuçlarını gördüm. Ama sonra düşünüyorum… Sürekli "30 dakikada teslimat" baskısıyla çalışan bir insandan ne kadar sakin olmasını bekleyebiliriz?
Hiçbir sipariş bir insan hayatından daha değerli değildir.
Geç gelen bir yemek yeniden hazırlanır, eksik bir ürün tekrar gönderilir. Ama kaybedilen bir evlat, bir baba, bir anne ya da bir kardeş geri gelmez.
Kuryeler lüksümüz değil, hayatımızı kolaylaştıran emekçilerdir. Onlar yağmurda, ayazda, sıcakta ve fırtınada bizim için yollara çıkıyor. Biz ise onlara en azından saygıyı, anlayışı ve insanlığı borçluyuz.
Unutmayalım…
Bir gün o kapıyı çalan kurye, sizin ya da benim evladım da olabilir.
Ve hiçbir anne, evladının ekmek parası uğruna çıktığı yoldan bir daha dönememesini hak etmez.









