Benim çok güzel, gövdesi beyaz tüylerle kaplı, kafası yeşil-siyah karışımı olan bir kedim var. Adı Kar… Onu bulduğumda küçük bir kız çocuğunun elinde miyavlıyordu. Kız çocuğu elinde yavru kediyle şaşkın şaşkın etrafına bakınıyordu ve bizim evin önüne yaklaşınca onunla göz göze geldik. Bana kediye bir aydır baktığını, onu bulduğunda annesinin olmadığını ve evdekilerin kediyi istemediğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Onu sizin bahçeye bıraksam olur mu?” “Bizim bahçeye bırakırsan olmaz çünkü henüz çok yavru. Sokakta onu neyin beklediğini bilmiyoruz” dedim ve kediyi küçük kızın elinden alıp onu sahiplendim.
Böylece Kar’la tanışma hikâyemizde başlamış oldu. Bana geldiğinde 1,5 aylıktı. Şimdi yaklaşık bir yaşında -bebeklikten henüz yeni çıkmak üzere olan- bir kedi. Onunla yaşamaya alışmam zor olmadı. Hatta kedi-köpek fobim olmasına rağmen zor olmadı diyebilirim. Çünkü çok tatlıydı. İşin en güzel tarafı da onu sahiplenerek kedi ve köpek fobimi yenmem oldu. İyi ki de evimize geldi, biz onu çok sevdik ve içimizdeki sevgi enerjisini başka bir canlıyla paylaşmak, etrafımıza yaydığımız neşe ve sevgiyi de çoğaltıyordu. Bunu da onunla fark ettik. Tabi, onunla fark ettiğimiz başka şeylerde oldu.
Örneğin, birini “sessiz” sevebilmenin gücünü onunla öğrendim. Kediler sevgilerini genelde bağırarak göstermez. Yanına gelir, patisini uzatır, dokunur ve susar. Bazen de dizine yatıp sessizce uyur. Sizinle temas halinde olması ve bu şekilde uyuması, sevmenin en “gürültüsüz ve gösterişsiz” halidir.
İkinci örnek olarak sınır koymanın bencillik olmadığını söyleyebilirim. Kediler istemediği zaman hemen uzaklaşır. Bu konuda açıktır, nettir ve açıklama yapmaz. Sizi istiyorsa yaklaşır ve kendini sevdirir, istemiyorsa da uzaklaşır. Yani sevgi konusunda kendi sınırını kendi çizer ve bunu doğal bir şekilde yapar. Hatta o kadar güzel yapar ki, bunu yaptığı için ona kızamazsınız bile.
Üçüncü örnek olarak anda kalmanın güzelliğini ondan öğrendim diyebilirim. Kedi geçmişi dramatize etmez ve geleceği planlamaz. Güneş varsa yatar, ses varsa bakar, mama varsa yer, uykusu gelirse uyur. İnanın onun kadar anda kalabilseydim eğer, şu an her şey benim için bambaşka olurdu.
Son olarak söylemek istediğim şeyse doğallığının çok şey kazandırdığı. Kedi sevilmek için şekil değiştirmez, onay aramaz. Öylece durur. Onu seven, olduğu haliyle, en doğal yanıyla sadece kedi olduğu için sever.
Yukarıda sizinle hayata dair kedimden öğrendiğim püf noktaları paylaştım. Bu püf noktaları belki çoğu insan biliyordur fakat ben kedimle öğrendim ya da pekiştirdim diyebilirim. Özellikle onay aramamayı ve öylece durmayı kedimle birlikte öğrendim. Düşünüyorum da, insan bazen sevilmek için ne kadar takla atıyor ve yine de etrafına yaranamıyor. Oysaki bazen sadece bir kedi gibi olduğu yerde öylece durmak gerekiyor…










Sessiz dostlarımız,iyi ki varlar..konuşamıyorlar ama bakışlarıyla ifade ediyorlar...Ve söylediklerimizi anlıyorlar..Allah bütün canlıları iyilerle karşılaştırsın.