İnsanların bazıları, eşlerinin meslekleriyle anılıyor ve bu durumu normalleştirmiş vaziyette. Apartmana yeni biri taşınsa, “beşinci kata yeni bir komşu taşındı, eşi mühendismiş.” Ya da iş yerine yeni biri gelse, “yandaki departmana yeni biri gelmiş, eşi doktormuş.” Gibi cümleleri hemen hemen hepiniz duymuşsunuzdur. Meselenin meslekten önce “insan” olmak kısmı göz ardı edilmiş vaziyette. Ya da eşinin mesleğiyle anılmak yerine kendi kimliğini oluşturmanın önemini bazı kişiler kavrayamamış.
Yanlış hatırlamıyorsam ortaokul zamanlarımdı… Babam, bir arkadaşını ziyaret ederken yanında beni de götürmüştü. Üçümüz oturuyorduk… Hüseyin Amca (babamın arkadaşı) ve babam, insanların kendini yetiştirmesinin ve “birey” olabilmesinin öneminden bahsediyordu. Derken Hüseyin Amca birden bana döndü ve “kızım, bak” dedi ve devam etti “ben bunu kendi kızlarıma da söylüyorum. Eğer ilerde bir ortama gireceksen, falancanın hanımı geldi diye anılma. Onun yerine kendin bir şey ol ve kendi isminle anıl. Yani falancanın hanımı geldi demesinler; falan geldi desinler!” Bu cümle çocuk zihnime mıh gibi çakıldı ve o gün kendime “falan” olabilmek yani kendi unvanımla toplumda yer edinebilmek için söz verdim. Öyle de yapmaya çabaladım. Hayatım boyunca bütün gayretim kendimi geliştirmek, kişisel gelişimime ömür boyu devam etmek ve “falan” olabilmek için oldu. Kendimce de bir şeyler yaptığımı düşünüyorum. En azından hedefim bu yönde oldu ve kendimi buna adadım.
Eşinin çalışma saatleri hakkında konuşurken “bizim çalışma saatlerimiz şu şekilde…” diyen bir hanıma denk geldim. Hanımefendi kendisi çalışmadığı halde eşinin çalışma saatlerine bizim çalışma saatlerimiz demeyi uygun görmüş. Bu doğrudur ya da yanlıştır bilemem. Benim üzerinde durmak istediğim nokta, eşler insanların kendilerinden ayrı bir bireydir ve herkes kendi halinde bir insandır. Kişi, bir birey olarak önce kendi varlığını, kişiliğini ve kimliğini inşa etmelidir ve kendine ait bir “çalışma saati” olsa daha iyi olur. Yani bence bu onu daha özgüvenli yapar.
Bütün bunları yazdım diye eşlerini benimseyen insanlara karşı olduğum anlaşılmasın. Herkes mutlu olsun, herkes ruh eşini bulsun ve onunla mutlu yaşasın. Herkes hayatındaki insanı benimsenin. Çünkü bu dünyanın başına ne geldiyse mutsuz insanlar yüzünden geldi. Eğer bir çift olarak mutlu olacaklarsa, bu şekilde mutlu olsunlar. Ya da yalnız mutlularsa o şekilde varlıklarına devam etsinler. Fakat kimse kimsenin sosyal statüsü ile anılmasa, insanlar kendi kimliğini inşa etse, toplumda kendi olarak var olsa daha iyi olur. Çünkü dünyanın bin bir türlü hali var. Sırtımızı ağaca dayasak devrilme ihtimali var. Duvara dayasak yıkılma ihtimali var. Fakat kendimize dayarsak düşmeyiz. Ara sıra dengemizi kaybetsek bile hacıyatmaz misali düşeyazar vaziyette olur fakat kendimize geri geliriz. Ayağın yere sağlam basması ve insanın kendi gücüne güvenmesi, önemli bir detay…










Çok güzel bir yazı olmuş Ilknur hncim. Kaleminize sağlık .
Çok güzel bir yazı olmuş tebrikler
Toplumun geneline hakim olan görüşü güzel analiz edip kaleme almışsınız ????????
Çok güzel olmuş.tebriller
Harika yazı.tebrik ediyorum.
Çok güzel bir tespit ve analiz oldukça gerçekçi bir yazı tebrikler
Ellerinize yureginize ve kaleminize sağlık...süper bir yazı olmuş.3 kere okudum anlamadığımdan değil çok güzel yazmış siniz okudukça okudum sevgilerimle