Düşünmek, güzel bir eylemdir. Olayları düşünerek analiz eder, değerlendiririz. İçine düştüğümüz sıkıntıdan düşünerek bir çözüm yolu bulmaya ve o sorundan bu şekilde kurtulmaya gayret ederiz. Öyle ya, artık çocuk değiliz, ağlayınca imdadımıza bize bakım sağlayanlar yetişmiyorlar. Ağlayınca tek başımıza ağlıyoruz ve bizi kimse ağzımıza emzik vererek susturmuyor. Geçti o günler… Büyüdük artık. Düşünerek karşımızdaki insanı tanımaya çalışıyor, bize zarar verip vermeyeceğini kestirmeye uğraşıyoruz. Düşünerek yaşadığımız problemleri aşmaya çalışıyoruz. Hatta birinden hoşlandığımızda bile o kişiyi sürekli düşünüyor, ona karşı uçsuz bucaksız bir merak hissediyoruz. Uyuyamıyor, sürekli onu düşünüyoruz.
Yukarıda saydığım sebeplerden ötürü düşünmeye hayatımızın her alanında ihtiyacımız var. Çünkü düşünmeden yaşayamayız, beynimize ne yapmamız gerektiği komutunu veremeyiz ve kendimizi ifade edemeyiz. Hatta yaşadığımız aşkın bile keyfini çıkaramayız. Bu yüzden düşünmemiz gerekir. İnsanız biz, bizi diğer canlılardan ayıran temel faktörlerden biri düşünmek ve konuşmaktır. Descartes o yüzden “düşünüyorum, öyleyse varım!” dememiş midir zaten? Düşünmeden varlığımızı nasıl kanıtlayabiliriz?
Bunları size neden mi söyledim? Çünkü insanların bazıları maalesef düşünmeden kendisine dayatılan bazı durumları olduğu gibi kabul ediyor. Okumuyor, araştırmıyor, analiz etmiyor. Kendisine öğretilen gerçekler ya da gerçek olmayan şeyler için düşünmeye vakit ayırmıyor. Size her dayatılan olgular tam doğru ve çürütülmez midir gerçekten? Yapmayın etmeyin, yazılan tezlere bile antitezler üretiliyor. Üretilen formüllerin yerine bile yenileri getiriliyor. Binlerce yıllık bilgiler, bir arkeolojik bulgu sayesinde yerle bir oluyor. Örneğin, dünyanın yuvarlak olduğunu ilk ortaya atan filozoflardan olan Pisagor olmasaydı, ya da Galileo olmasaydı, biz hâlâ dünyanın şekli konusunda bilimsel olmayan ve insanların bize dayattığı veriler üzerine konuşuyor ve onlara inanıyor olabilirdik. Fakat ne oldu? Bu insanlar kendilerine dayatılan fikirler hakkında düşündüler, analiz ettiler ve onları kanıtlama yoluna gittiler ve ortaya bugünkü gerçek çıktı.
Toplum içinde o kadar gözlemliyorum ki, bazı insanlar dedesinin dedesi bir ideolojiyi benimsediği için o da düşünmeden o ideolojiyi benimsiyor ya da bazı değerler üzerine düşünmeden, sırf o ailenin içine doğduğu için kendisine benimsetilen değerin doğruluğunu ve yanlışlığını tartışmaya bile açmadan olduğu gibi kabul ediyor. Bu da yetmezmiş gibi, düşünen, araştıran insanlara denk geldiği zaman, onları suçluyor, ötekileştiriyor ya da onlarla alay ediyor. Oysaki bazı kurallar esnetilebilir, ailemizin benimsediği değerler o günün koşullarına göre
doğru olabilir fakat bugün yeni cümleler kurmak gerekebilir. Çünkü her şey değişme ve gelişme halinde… Dünün doğrusu, bugünün yanlışı olabilir. Herakleitos “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” derken haklı değil mi sizce?
Aslında düşünmek eylemiyle ilgili çok da uzaklara gitmeye gerek yok. Bizim atalarımız da “düşünene söyledim, düşündü bildi; düşünmeyene söyledim, kahkaha ile güldü” gibi çok güzel şeyler söylemişler.
Yani bazı insanlar bir şeyleri düşündüğü için sizin onlara kurduğunuz cümleleri çok iyi anlar ve analiz eder, düşünemeyenlerse onları anlamadığı gibi bir de onlarla alay eder. O yüzden düşünün, düşündürün ve etrafınızda düşünen insanlar bulundurun. Aksi takdirde ne söylediğiniz anlaşılır ne de değer görür…









