Hep düşünmüşümdür, bazı insanlar hayatlarında neden harika şeyler yapar ve mutlu bir yaşam sürer de bazıları tek düze bir hayat çizgisi içinde tıpkı ölmek üzere olan bir hasta gibi tek çizgi üzerinden ilerler diye… Meğerse cevap, sorunun içinde saklıymış… Şimdi iki farklı insan hayal ederek gelin, yakından bir gözlem yapalım.
Birinci kişi, bulduğu her kursa gidiyor, (buna en saçma bulunan kurslar da dahil) her bulduğu kitabı okuyor, geziyor ve sürekli gelişim halinde. Öyle ki, çevresindeki insanlar bile bazen ona “kendini hayatın içinde çok yorduğuna dair” eleştirilerde bulunuyor. Fakat o dur durak bilmeden sürekli ilerleme halinde. Zamanla ne mi oluyor? Vizyonu ve misyonu gelişiyor, beyin lobları gelişiyor, problem çözme yetisi kazanıyor, bilgi, beceri ve yeni kazanımlar elde ediyor. Buna bağlı olarak olaylara daha geniş pencerelerden bakıyor, değerlendiriyor ve diğer insanların yaya kaldığı noktalarda o elindeki mevcut verilerle hızla koşmaya başlıyor çünkü meseleyi nerelerden ele alacağını ve nasıl çözeceğini biliyor.
İkinci kişi, sistemin içinde bir kısır döngüye girmiş ve çıkamıyor. İşe gidip eve geliyor, eve gelince yemek yiyip uyuyor ve ertesi gün tekrar işe gidiyor. Kendini geliştirme adına attığı hiçbir adım yok. Mevcut düzenini korumaya odaklanmış. Haliyle yukarı da sıçrayamıyor. Olduğu yerde halinden memnun. Ne uzuyor ne kısalıyor… Sabit bir yaşam çizgisinde. Hayatından memnun olması güzel. Sabit bir yaşam çizgisinde olması da. Kötüye gitmedikten sonra sorun yok aslında. Güzel olmayan ne biliyor musunuz? Bu tarz insanlar birinci kişi diye adlandırdığımız kişileri genelde kıskanır ve aşağı çekmeye çalışır. Çünkü o sabit kalırken birinci kişi ona göklerden bakacak seviyeye gelmiştir. Haliyle onun geldiği seviyeye gelecek donanımı olmadığı için de burada “kedi uzanamadığı ciğere pis der” durumu devreye giriyor ve eleştiri bombardımanı da başlamış oluyor.
Yukarıda size bahsettiğim insanları gerek sosyal hayatta, gerek iş hayatında, toplumun her kesiminde görürsünüz. Bir insan kendine artı katmak ister, bunun için de çabalamaya başlar çünkü başarı genelde emek ister. Kendi alın teriyle bir noktaya gelir. Fakat başarı uzun bir yolculuk olduğu için ve meyveleri bu yolculuğun sonunda toplandığı için yoldaki insanlar tarafından “bu kadar bilgi nereye gidiyor? Şimdiye kadar şunu bunu yaptın da ne oldu? Hani sonuç? Hayatın içinde kendini çok yoruyorsun” gibi saçma sapan gereksiz sözlerle muhatap olur. Bunlarla muhatap olsa yine iyi. Bazen başarılı insana iftira atıp onun başarısını gölgelemeye çalışanlar da hayatın içinde aniden belirir. “Sanki kendi emeğiyle mi yaptı? Kim bilir kimden destek aldı vs.” Oysaki herkes yiyip içip gezerken o çalışmıştır, herkes uyurken o okumuştur, herkes boş otururken o çoktan yol almıştır. Zamanla hayat yolunda yürüdüğü bazı insanlarla arasında vizyon anlamında uçurum oluşmuştur. İşte bu kadar bilgi nereye gidiyor sorusunun cevabı, aradaki uçurumda gizlidir.









