Hiç bir insanın bir lafından sonra onunla aranıza mesafe koyup kalben kilometrelerce uzağa düştüğünüz oldu mu? Benim oldu… Benim çevremdeki insanların da oldu… Örneğin bir arkadaşım babası ona “ben senin annenden boşandım, sen de düş benim yakamdan” dediği zaman babasından soğumuş ve bir daha onu aramamıştı. Çünkü babasıyla olan diyaloğunu onarmak için yıllarca çabalamış ve sonuç alamamıştı. O, kapıyı ne zaman çalsa, “Benim artık yeni eşim ve ailem var. Sizinle olan hayatım bitti” cümlesiyle karşılaşmaktan ve kapının ona sert bir şekilde kapatılmasından yorulmuştu. “Öteki evlat” olarak hissettirilmek, canını sıkmıştı. Bu şekilde aylar, yıllar geçmiş ve genç kız sonunda babasını yok kabul ederek hayatına devam etmişti.
Ya da başka bir tanıdığım, evlenmek üzere olduğu erkek arkadaşı ona “nişana gerek yok, kınaya gerek yok, adamakıllı düğün yaparız. Düğünde de annemle babam sana takı olarak onlar ne isterse onu takar” dediğinde evlenmekten vazgeçmişti. Çünkü o ilişkiye bu şekilde devam etse, kendisine olan saygısını yitirecekti. Nişan ya da kınanın ne kadar gerekli olduğu elbette ki kişiden kişiye göre değişir fakat burada mevzu, karşı tarafın fikrinin alınmaması ve genç bir hanıma kendisinin bu anlamda değersiz hissettirilmesiydi.
Bazen, bazı insan ilişkileri için hepimiz elimizden geleni fazlasıyla yapıyoruz. Fakat karşı taraftan bizim yaptığımız oranda özveri göremeyince üzülüyoruz. Aslında meselenin özü insanın anlaşılmadığını ve kendini değersiz hissetmesi… İşte çoğu zaman bize bu hissettirildiği için bazı insanlardan gerçekten soğuyoruz. “Karşındaki insan seninle diyaloğunu sürdürmek isteyecek ve bunu sana hissettirecek, yoksa sen tek taraflı olarak kırk takla atsan olmaz” der annem. Bu cümlenin doğruluğunun önünde gerçekten saygıyla eğiliyorum. Çünkü siz kimi severseniz sevin, sadece tek bir insansınız. Yani “benim sevgim ikimize de yeter” durumu pek mümkün görünmüyor. Bir kişinin bir kalbi vardır. İki kişi yerine sevemez. Yani tek taraflı çabayla bir ilişki bir yere kadar yürüyebilir. Şayet ortada tek taraflı çaba varsa, vuslata ermek de pek mümkün değil. Bu şekilde bir çaba, belli bir süre sonra kişiye kendini değersiz hissettirir ve kişi, zaman içinde kendinden eksilmeye başlar. Peki böyle bir şeye gerek var mı? Bir başkası için karşı taraf hak etmediği halde haddinden fazla üzülüp yorulmaya ve zamanla tükenmiş hissetmeye? Bizi de bir ana doğurmadı mı?
Ne demiştik yukarıda? Bir insandan soğumak… İşte buna bazen bir söz yeter, bazen bir tutum ve davranış bazense kalbimizi kıran bir bakış… O zaman içimizde sessiz bir kopuş olur ve o insandan uzaklaşırız. Bu onu bazen ya fark eder ya etmez. Ya da etse de işine gelmez. Bu artık bizim için önemli değildir. Çünkü biz ondan çoktan gitmişizdir…









