Son yılların en büyük başarı hikâyesiymiş gibi pazarlanan kişi başına milli gelir rakamları yeniden sahneye sürüldü. Masanın bir ucunda “2024’te 15.325 dolar olduk” deniyor, diğer ucunda “2025 ikinci çeyrek itibarıyla yıllıklandırılmış gelir 17 bin dolara yaklaştı” diye alkış koparılıyor. Peki bu ülkenin sokaklarında, market raflarında, kira ilanlarında yaşayan insanlar aynı hikâyeyi mi görüyor? Hiç sanmıyorum.
Kağıt üzerinde zenginleşiyoruz, peki ya gerçekte?
Çünkü bu ülkede gelir artmıyor, rakam şişiyor. Dolar bazında gelir yükseliyor çünkü enflasyonla şişirilmiş TL, muhasebe oyunları ve revizyonlarla cilalanmış büyüme oranları hesaplara yazılıyor. Ekonomi yönetimi ise bu tabloları allayıp pullayıp vitrinde sergiliyor. O vitrine bakan bir tek biz değiliz; yabancı yatırımcı da görüyor, akademisyen de, sokaktaki vatandaş da… Ve kimse artık bu rakamların sahiciliğine inanmıyor.
Bir ülkede kişi başına milli gelir 17 bin dolara yaklaşırken insanlar neden hâlâ ev sahibi olamıyor?
Neden eğitim, sağlık, ulaşım gibi en temel hizmetler bile lüks kategorisine girdi?
Neden orta sınıf dediğimiz kesim, geride kalanın değil, yok olanın hikâyesi oldu?
Bu soruların yanıtı rakamlarda değil; gerçek hayatta gizli.
Ekonomi yönetimi 17 bin dolar diye övüne dursun, toplumun büyük bir kısmı bunun alım gücüyle hiçbir ilgisi olmadığını biliyor. Çünkü alım gücü çökmüşse, gelir artmış sayılmaz. Raf fiyatları uçmuşsa, maaşlar kuşa çevrilmişse, kiralar bir asgari ücretlinin omzunda balyoz gibi duruyorsa, “kişi başı milli gelir” sadece bir istatistik süsüdür.
Bir ülke, insanların cebine girmeyen bir gelirle övünüyorsa, o ülkede gerçek kalkınmadan söz edilemez.
Bugün Türkiye, makyajlı büyüme oranları ve revizyonlu gelir hesaplarıyla pembe bir tablo çiziyor olabilir. Ama ekonominin gerçeğini, mahalle bakkalında veresiye defteri, metroda sabahın köründe işe giden kalabalık, kiraya yetişemeyen gençler, tenceresi kaynamayan evler anlatıyor.
Veeeee gerçek tek bir cümlede saklı
Bu milletin yaşadığı yoksullaşma, istatistiklerle örtülemez.









