Çocuklarımızın dünyasında olup bitenleri gördükçe, “Biz nerede hata yaptık?” diye sormadan edemiyorum.
Okullarda, sokaklarda, sosyal medyada… Çocuklar birbirine zarar veriyor. Kendi aralarında çeteler kuruyor, kendilerine isimler takıyor, hatta silah taşıyorlar.
Peki, bir çocuk silahı nereden bulur? Daha da önemlisi… bu kadar öfkeyi nereden öğrenir?
Cevap aslında hepimizin gözünün önünde.
Televizyonu açıyoruz; her kanalda şiddet. Her filmde, her dizide silah, kavga, mafya, tehdit… İnsanlar birbirini vuruyor, öldürüyor ama ne adalet var, ne sonuç.
Suçlular kahraman gibi gösteriliyor, kötülük “karizma” haline getiriliyor.
Ve bu görüntüleri izleyen çocuklar sanıyor ki, hayat gerçekten böyle.
Çünkü onların gerçekliği artık ekrandan şekilleniyor.
Peki RTÜK nerede?
Neden bu yayınlara bir dur denmiyor?
Bir milletin geleceği olan çocukların zihinlerine şiddet tohumları ekilirken, kimse “yeter” demiyor.
Toplum olarak şiddete alıştık.
Birine bağırmak, hakaret etmek, vurmak artık “normal” geldi bize.
Çünkü bilinçaltımıza sürekli şiddet pompalanıyor.
Oysa biz farklı büyüdük…
Sabahları okulda “Andımız”ı söylerdik.
“Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak…” derdik.
Sevgiyi bilirdik, saygıyı bilirdik.
Komşunun çocuğu da bizim çocuğumuz sayılırdı.
Birlik duygusu vardı, merhamet vardı.
Ama şimdi?
Ne büyük kaldı, ne küçük…
Ne sevgi kaldı, ne saygı.
Sapla saman birbirine karıştı.
Toplumun ruhu yoruldu, çocukların kalbi sertleşti.
Oysa çözüm aslında çok basit.
Yeniden insanı sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Doğayı, hayvanları, birbirimizi sevmeyi…
Evlatlarımıza merhameti ve vicdanı öğretmeliyiz.
Çünkü merhamet varsa şiddet olmaz.
Vicdan varsa zorbalık yer bulamaz.
Çocuklarımızın kalbini yeniden iyilikle doldurmak zorundayız.
Yoksa bu sessiz çığlık, bir gün hepimizi sağır edecek.









