Zamanında insanın en büyük korkusu şeytandı… Ama bugün şeytan bile şu halimize bakıp utanıyordur: "Ben bile bu kadarını yapamamıştım."
Artık hayatımızın merkezinde ne kalbimiz, ne ailemiz, ne dostlarımız var. Bir avuç ekran ışığı var elimizde, başımız önde… Beynimiz cebimizdeki telefona teslim. Sormayı bile unuttuk kendimize: "Ben ne düşünüyorum?" Çünkü artık her şeyi yapay zekaya soruyoruz. Hatta en sevdiklerimizin telefon numarasını bile ezbere bilmiyoruz.
Yemek yiyoruz, ama lezzeti için değil… Fotoğrafını paylaşmak için.
Tatile çıkıyoruz, ama dinlenmek için değil… Hikâye atmak için.
Yeni bir kıyafet alıyoruz, ama mutlu olmak için değil… Beğeni almak için.
Telefon olmadan yaşanmaz hale geldik. Yanımızda insanlar var ama farkında değiliz. Otobüste, sokakta, evde, masada, tatilde, hatta yatağın içinde bile ekrana bakan iki göz… Yan yana ama birbirine uzak. Kalpler artık emoji kadar yüzeysel, aşklar kopyala-yapıştır.
Ve sonra şikayet ediyoruz:
"Ne oldu ya bu insanlara?"
Evet, gerçekten ne oldu?
Kim getirdi bizi bu hale?
Cevabı uzaklarda aramayın…
Biz yaptık. Biz kendimiz.
Telefonu verdiler, uygulamaları açtılar, biz de sorgusuz sualsiz kendimizi bıraktık bu sanal girdaba. Onlar para kazanırken, biz insanlığımızı yitirdik.
Farkında bile olmadan.
Şimdi bir saniyeliğine hayal edin…
İnternet tamamen kesilse…
Telefon çekmese…
Sosyal medya çökse…
Birçoğumuzun aklı da çöker.
Yarım kalırız.
Çünkü artık kendi beynimizi kullanmayı unuttuk.
Birbirimizin gözüne bakmayı, kalbini hissetmeyi unuttuk.
Sokakta yürüyorum… Bakıyorum:
Genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek…
Herkesin başı eğik, gözü telefonda.
Kimse kimseye bakmıyor artık.
Kimse kimseyi duymuyor.
Eskiden bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı…
Şimdi içilen kahvenin hatrı, bir Instagram hikayesi kadar sürüyor.
Sonra silinip gidiyor.
Peki 20 yıl önce böyle miydik?
Hayır.
Azla yetinmesini biliyorduk.
Daha az konuşup daha çok hissediyorduk.
İnsanlar az ama gerçekti.
Sözler az ama samimiydi.
Sevgi süslü cümlelerde değil, bakışlardaydı.
Bugün teknoloji elimizde ama insanlık içimizde değil.
Giderek yalnızlaşıyor, ama farkında bile olmuyoruz.
Ve en kötüsü…
Bunu normal sanıyoruz.
Belki hâlâ geç değildir.
Belki elimizdeki ekranı biraz indirip,
karşımızdakinin gözünün içine bakarsak…
Orada gerçek bir insan görebiliriz.
Ve belki o zaman
bu sanal cehennemden kurtulabiliriz.
ŞENAY KUBİLAY









