“Bu dünyanın adaleti yok” derler ya… Bir de bir söz vardır:
“Kimine kürk giydirir, kimine kolsuz yelek.”
Ne kadar doğru bir söz, ne kadar acı bir gerçek.
Neden mi? Çünkü bu hayatta kimi, sırtında taşıdığı taşlarla ekmeğini kazanır.
Üç kuruş için alın teri döker, evine götüreceği bir lokma ekmeğin hesabını yapar.
Kimi ise oturduğu yerden, emek harcamadan, bir tuşa basarak milyonları biriktirir.
Hiç çalışmadan, hiç yorulmadan…
Atasından, babasından kalan malların üstünde bir ömür sürer;
ama bir kez olsun dönüp de
“Allah atamdan babamdan razı olsun”
demez.
Aksine, her şeyin kendi emeğiyle olduğunu zanneder.
Kibirle, gururla dolaşır.
Oysa o servetin içinde tek bir damla alın teri yoktur.
Ve kimi gelir, yıllarını vermiş bir insanın gerçekleşmemiş hayallerine konar.
Bir başkasının ömrü boyunca kurduğu düşleri
üç günde sahiplenir.
Üzerine oturur, “Bu benim hakkım” diyerek keyfini sürer.
O mutluluk aslında başkasından çalınmış bir hayattır; farkında bile değildir.
Belki de farkındadır ama işine öyle gelir…
Peki adalet bunun neresindedir?
Bir taraf ömrü boyunca koşar, tırmalar, didinir…
Diğer taraf üç adım atmadan zirveye çıkar.
Birinin sırtında nasır, diğerinin kalbinde şükür yoktur.
Belki de gerçek adalet, insanların vicdanında saklıdır.
Kiminde vardır, kiminde hiç yoktur.
Belki de bu yüzden dünya
kiminin üstüne kürk, kiminin üstüne kolsuz yelek bırakır.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Emeğin değerini bilmeyen, bir gün elindekinin değerini kaybetmeye mahkûmdur.
Çalınan hayallerin, gasp edilen emeklerin, yutulan hakkın hesabı
er ya da geç sorulur.
Dünya adaletinden kaçılır,
ama vicdanın adaletinden asla.
Adaletin bu mu dünya?









