Hayatta her yere gelebilirsin…
Çalışırsın, çabalarsın, kapılar açılır, makamlar verilir.
Ama şunu asla unutma:
Mertebe insanı büyütmez; insan, mertebeyi büyütür.
Adamlık yoksa, koltuk da, makam da bir gün çöker gider.
Ne gariptir…
Kendine hak gördüğünü başkasına çok görürsün.
Hep “ben” der durursun.
Oysa insan, “ben” diyerek değil, “biz” olabildiği kadar insandır.
Mertebeye yürürken seni sen olduğun için sevenler vardı.
Sana güvenen, arkanda duran, karşılık beklemeden destek veren insanlar…
Seni omuzlarında taşıyan o dostlar, yanında sadece yüreğin için durdular.
Ne mevkiin vardı, ne imkânın…
Sadece sen vardın.
Peki sen ne yaptın?
İlk koltuğa oturur oturmaz, seni bugünlere getirenleri unuttun.
Bir selamı çok gördün.
Göz göre göre değer verenleri harcadın.
Düşünmedin ki:
Asıl sınav mertebeye gelene kadar değil, mertebeye geldikten sonra başlar.
Bugün yanında dolaşanlara iyi bak…
“Dostum” dediklerinin gölgesi bile seninle değil;
senin sunduğun imkanlarla, çıkarlarla yan yana duruyorlar.
Koltuk sallansa, bir bir dağılacaklar.
Çünkü onların sevgisi sana değil, senin yerinedir.
Unutma…
Vefa makamla değil, yürekle ölçülür.
Adamlık da öyle.
Koltukların ömrü kısadır; ama bir insanın bıraktığı iz ömür boyu kalır.
Asıl mesele mertebe sahibi olmak değil,
mertebe seni değiştirdiğinde bile adam kalabilmektir.









