2025 yazı geride kaldı ama içimizde bıraktığı acı hâlâ taze. Her yerden yangın haberleri geldi; yanan sadece ormanlar değildi. İçinde yaşayan hayvanlar, doğanın sessiz tanıkları, can verdi o alevlerin içinde. Bir yanda ise hiçbir karşılık beklemeden, canla başla bu yangınları söndürmeye çalışan gönüllüler vardı. Kimisi geri dönmedi, kimisi geride tarifsiz acılar bıraktı. Onlar da yandı… içimizle birlikte.
Aynı anda televizyonlarda, sosyal medyada sürekli su haberleri... “Barajlar kuruyor”, “Göller çekiliyor”, “Su kaynakları tükeniyor”… Peki biz ne yapıyoruz? Hâlâ tüketiyoruz. Bitmek bilmeyen bir açgözlülükle doğayı sömürüyoruz. Su olmayınca hayat olmayacak – hâlâ farkında değil insanlık.
Felaket kapıyı çaldığında herkes paniğe kapılıyor. Pandemide gördük bunu; kıtlık korkusuyla marketleri talan ettik. Oysa önemli olan, felaket gelmeden önce önlem almak değil miydi? Toprağımıza, havamıza, suyumuza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bir gün gelecek, maden uğruna yok ettiğimiz tarım alanları bize ekmek veremeyecek. Parası olan bile aç kalacak çünkü yiyecek bir şey kalmayacak.
Çıkarılan altınlar, değerli madenler… Hangisi geri getirecek kuruyan gölleri? Yok ettiğimiz ormanları? Yanan canları? O madenleri kazanırken kaybettiklerimizin farkında mıyız?
Her konuşmada herkes doğayı, hayvanları sevdiğini söylüyor. Ama gerçek şu ki, doğaya en büyük zararı yine insan veriyor. Oysaki aynı dünya üzerindeyiz. Belki farklı kıtalarda, farklı ülkelerdeyiz ama aynı çemberin halkalarıyız. Bir yerde atılan bomba belki doğrudan üzerimize düşmüyor ama o bombanın dünyaya verdiği zararı hepimiz yaşıyoruz.
İklim krizi diyoruz, ama bunu sadece konuşuyoruz. Oysa doğa unutmuyor. Doğa, ona yapılanı geri veriyor. Sellerle, depremlerle, kuraklıkla...
Şunu artık görmek zorundayız: Çember daralıyor. Eğer bu hızla tüketmeye, yok etmeye devam edersek, o çember bir gün hepimizi içine alacak. Din, dil, ırk fark etmeyecek. Çünkü bu dünya hepimizin ortak evi. Doğaya zarar vermek, kendi evimizi yakmaktır. Kendi geleceğimizi karartmaktır.
Umarım çok geç olmadan, insanlık olarak silkeleniriz. Doğaya kulak verir, ona yeniden dost oluruz. Çünkü doğa bize muhtaç değil; biz ona muhtacız.










Çok haklısınız Şenay hanım, ellerinize emeğinize sağlık