Artık şunu inkâr edemeyiz:
Saygısız, sevgisiz ve sınır tanımaz bir nesil yetiştiriliyor.
Bugün çocuk büyük tanımıyor, anne baba tanımıyor.
Ağız dolusu laf ediyor, karşısındakinin kim olduğuna bakmıyor.
Anne babaya bağırmak normalleşti, el kaldırmak sıradanlaştı.
Daha kötüsü, bu davranışlar “özgüven” diye pazarlanıyor.
Yanlış yapan çocuk alkışlanıyor, uyaran büyük suçlanıyor.
Bu gidişat eğitim değil, çöküştür.
Biz böyle büyümedik.
Bizim çocukluğumuzda bir büyük odaya girdi mi ayağa kalkılırdı.
Büyük konuşurken çocuk susardı.
Anne babanın sözü son sözdü.
Terbiye vardı, edep vardı, utanma vardı.
Şimdi ne var?
Anne baba çocuğundan çekiniyor.
“Hayır” diyemiyor.
Sınır koyamıyor.
Disiplin şiddet sanılıyor.
Terbiye baskı zannediliyor.
Özgürlük başka şeydir,
terbiyesizlik başka şeydir.
Fikir söylemek başka şeydir,
büyüğe meydan okumak başka şeydir.
Bu çocuklar gökten inmedi.
Onları böyle biz yetiştiriyoruz.
Tablet susturuyor, telefon oyalıyor,
anne baba vicdanını rahatlatıyor.
“Çocuğum üzülmesin” denilerek
toplumun temeli oyuluyor.
Saygı gidince ne kalır?
Sevgi de kalmaz.
Merhamet de kalmaz.
Aile kalmaz.
Toplum kalmaz.
Anne babaya saygı yoksa,
öğretmene hiç olmaz.
Öğretmene saygı yoksa,
kurala hiç olmaz.
Kurala saygı yoksa,
devlet de işlemez.
Bugün çocuk konuşuyor,
büyük susuyor.
Bugün çocuk bağırıyor,
anne baba geri çekiliyor.
Bugün çocuk vuruyor,
büyük “aman travma olmasın” diyor.
Bu akıl tutulmasıdır.
Elbette herkes böyle değil.
Ama yanlış doğruyu bastırıyor.
Terbiyesiz cesaretleniyor,
terbiyeli eziliyor.
Bu yazı çocuklara değil,
anne babalara yazılmıştır.
Öğretmenlere yazılmıştır.
Topluma yazılmıştır.
Çocuk yetiştirmek,
sadece sevmek değildir.
Sınır koymaktır.
Hayır demektir.
Terbiye vermektir.
Aksi halde büyüyen şey
insan değil,
sadece bencilliktir.
Unutmayalım:
Büyüğe saygı bitince,
toplum çöker.
Bu eski kafalılık değil,
bu insan kalma mücadelesidir.









