Son yıllarda “özgüven” kavramı epeyce yıprandı. Her konuda fikri olan, düşünmeden konuşan, karşısındaki insanın bilgisine, birikimine, hatta kişiliğine aldırmadan her söze karışan kişiler kendilerini “özgüvenli” sanıyor. Oysa bu davranışın özgüvenle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu, olsa olsa pişkinliğin, cehaletin ve saygısızlığın cilalı hâlidir.
Gerçek özgüven, bilgiyle, okuma alışkanlığıyla, araştırmayla ve en önemlisi kendini tanımakla başlar. Özgüvenli insan, ne konuştuğunu bilir. Bilmediği konularda “bilmiyorum” diyebilme erdemine sahiptir. Çünkü bilir ki susmak da bazen bir olgunluk göstergesidir. Gerektiğinde özür dilemekten çekinmez, hatasını savunmak yerine düzeltmeyi tercih eder.
Pişkin insan ise tam tersine, her konunun uzmanıymış gibi davranır. Kulaktan dolma bilgilerle konuşur, karşısındakini dinlemez, sadece kendi sesini duymak ister. Onun “özgüveni”, aslında bilgisizliğini örtmeye çalışan bir cesaret maskesinden ibarettir.
Oysa özgüven, sessiz bir güçtür. Bağırmaz, gösteriş yapmaz, öne çıkmak için çabalamaz. Kendi değerinin farkında olan insanın duruşunda gizlidir. Pişkinlik ise tam tersine, sesi yüksek ama anlamı eksik bir gürültüdür.
Bugün toplumda bu iki kavramın birbirine karışması, iletişim dilimizi de kirletiyor. Eleştiri yerini hakarete, fikir alışverişi yerini atışmaya bırakıyor. Çünkü herkes konuşuyor, ama kimse dinlemiyor.
Unutmayalım: Özgüven, bilgiyle ve saygıyla yoğrulur. Pişkinlik ise boş bir özgüven taklitidir. Gerçek özgüvenli insan, ne zaman susacağını ve ne zaman konuşacağını bilir. Çünkü bazen en güçlü söz, söylenmeyen sözdür.









