Cengiz Topel Meydanı’nda başlayan ve Maden Anıtı’nda sona eren yürüyüşte, madenlerin özel sektörden alınarak kamuya devredilmesi talep edildi. “HALK YOKSULLUKLA TERBİYE EDİLİYOR”Eski maden işçisi Mehmet Horoz, meydanda yaptığı konuşmada Soma’da yaşanan acılara ve ekonomik eşitsizliğe dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz bu şehir, 12 sene önce çok büyük acılar yaşadı. Türkiye’nin en büyük işçi katliamını yaşadı. Bir avuç sermayedar, kamu kaynakları peşkeş çekildiği için, doymak bilmediği için ve neticesinde kan, ölüm ve gözyaşı kaldı.Bugün bu şirketler, pervasızlıkla devam ediyor. Halkı işsizlikle korkutarak, açlıkla terbiye ederek 13 Mayıs katliamından sonra kazanılan iki asgari ücret ve çift hafta tatiline çökmeye cüret ediyor.120 bin nüfuslu şehirde ilk 500'de 5 şirket olacak. Kamunun bütün kaynaklarını istediği gibi sömürüp, milyon dolarları ceplerine indirip zevkusefa içerisinde yaşayanlar varken, halkın büyük kısmı açlık ve yoksulluk sınırı içerisinde yaşam mücadelesi verecek.Bugün bu meydanlardan sesleniyorum: Sizlere kötü haberim var. İşçiler sınıfının yanında örgütleniyor. Halkın olan madenleri, santralleri elinizden alıp devletleştirilecek. Haberiniz olsun.”
“ÖZELLEŞTİRME DOĞRUDAN KATLİAM DEMEKTİR” 301 Madenciler Derneği Başkanı İsmail Çolak ise özelleştirme politikalarının ağır bedellere neden olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Ben Soma'daki katliamda evladını kaybetmiş bir babayım. Katliamların nelere mal olduğunu biliyoruz. Özelleştirme deyince ilk önce aklımıza gelen tek şey var: Katliam. Bu katliamlar özelleştirmenin ürünleridir.Bir özelleştirme 301 kişinin katliamı, bir özelleştirme Ermenek’te 18 kişinin katliamı, bir özelleştirme Şirvan’da 16 kişinin katliamı demektir.Bunun için diyoruz ki, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Onun için örgütlü olmak zorundayız. Bu faşist düzene el birliğiyle, hep beraber mücadele vermemiz gerekiyor.”“BU ÜLKE BU HALK SATILIK DEĞİL”TKP Merkez Komite Üyesi Savaş Sarı, konuşmasında 15-16 Haziran işçi kalkışmasının tarihsel anlamına vurgu yaparak mevcut düzene karşı mücadele çağrısını yineledi.Sarı’nın konuşmasının tamamı şöyle: “Emekçi halkın aydınlık yüzleri merhaba. Evet, yarın 15 Haziran. Tam 56 yıl geçmiş olacak 15-16 Haziran işçi kalkışmasının üzerinden. Kardeşler, nedir 15-16 Haziran'daki o işçi kalkışmasını Türkiye için, Türkiye'nin emekçi halkı için değerli kılan şey? Bilelim ki kardeşler, bundan 56 yıl önce o on binlerce işçi Türkiye'nin yarınını değiştirdi, geleceğini değiştirdi. O on binlerce işçi emeği için, alın teri için, örgütlü mücadele hakkı için ayağa kalktıklarında, onlarca yüzlerce fabrikadan dışarı çıkıp haykırdıklarında, Türkiye'de umudun olabileceğini, insanın insanı sömüremediği bir yarının olabileceğini dosta düşmana gösterdiler. Onlar 56 yıl önce fabrikalarından çıkıp "Biz varız, biz işçiyiz, güçlüyüz, emeği, fabrikayı, bu ülkeyi istiyoruz" dediklerinde, maden işçisi Mehmet kardeşimiz söyledi ya, o 500 zengin, 100 zengin, bir avuç asalak pılısını pırtısını toplayıp bu memleketi terk ettiler. Neden biliyor musunuz? Çünkü onlar hırsız, çünkü onlar asalak, çünkü onlar karanlık, çünkü onlar namussuz. Bu memlekete düşman, emeğe düşman, halka düşman. Türkiye'de, Soma'da ölen işçilere, onların ailelerine, Türkiye'de işçi sınıfına düşman onlar. İşte o yüzden 56 yıl önce pılını pırtısını toplayıp buradan kaçmanın yollarını aradılar. Nedir büyük işçi kalkışması biliyor musunuz kardeşler? İşçi sınıfının, emekçilerin sadece sömürülen, sadece ezilen, sadece öldürülen, üstüne basılıp çiğnenen insanlar değil; milyonlarca işçi örgütlü olduğunda bir memleket olduğunu, bir halk olduğunu, Türkiye olduğunu, Türkiye'nin işçi sınıfı yani Türkiye'nin kendisi olduğunu gösterdi ya kardeşler, işte odur 15-16 Haziran işçi kalkışması.“KENDİ TOPRAĞIMIZDA ESARETLİK VAR”2026 yılındayız, bugün ne acıdır ki o 56 yıl önce gösterilen o yarın umudunun, gösterilen o emekçinin gücünün iktidara gelememesi tablosuyla karşı karşıyayız. Ne acıdır ki o gün fabrikalarından çıkıp sokakları dolduran, memleketine, emeğine sahip çıkan on binleri milyonlar yapamadığımız bir Türkiye tablosunun ne ifade ettiğini çok acı şekilde yaşıyoruz.Evet, doğrudur bugün bir Türkiye var. O Türkiye'de toz pembe bir tablo var. O bir avuç azınlık, bölgesel güç olmanın Türkiye'ye yetmediği, bölgeye yayılmanın, yeni Osmanlı saltanatını kurmanın hayalleriyle eğleniyor da duruyor. O bir avuç azınlık memleketin üstünde tepiniyor, yağmalıyor, talan ediyor, emekçileri yoksullaştırıp sömürüyor da sömürüyor. Evet, onlar için güzel mi güzel bir Türkiye var. Ama milyonlarca emekçi için, bizler için ne var kardeşler? Yoksulluk var. Ne var? İşsizlik var. Ne var? Ölüm var. Ne var? Memleketinden, oy hakkından, yurttaşlık hakkından mahrum olmak var. Yani kendi memleketinde, kendi toprağında esaret var, kölelik var kardeşler.IŞIKLAR MADENİ'NİN SATILMASINA TEPKİSoma'dayız. Hepimiz biliyoruz, yaşıyoruz; bilmeyenlerimiz takip ediyor. Aylardır maden işçileri o madende bu madende, santral işçileri o santralde bu santralde ayağa kalkıyorlar. Niye? Emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Bırakın emeklerinin karşılığını, onlara reva görülen üç kuruş maaşlarını bile alamıyorlar. Yetmiyor, kapının önüne konuyorlar. Yetmiyor, tazminatlarını bile alamıyorlar. Aylardır maden işçilerine sefalet, işsizlik, yoksulluk dayatılıyor. Niye kardeşler? İşte gördük, daha bir hafta geçmedi, Işıklar Madeni bir zengin holdinge, bir patrona peşkeş çekildi. O Soma katliamının gerçekleşmesine neden olan, 301 canımızın yitirilmesine neden olan o holdinglere yeniden peşkeş çekildi. Niye bu sefalet yaşanıyor? İşte haberi bugün düştü basına; devlet, o yağmalayan, talan eden, maden işçilerini sömüren holdinglere yeni teşvikler, yeni primler vadetti. Dedi ki: "Senin çalıştırdığın her işçinin o maaşının şu kadarını devlet verecek." Niyeymiş kardeşler? Çünkü bu memleket, bu memleketin yer altı kaynakları, zenginlikleri, madenleri o holdinglere, o çok uluslu tekellere yağma alanı ilan edildi. Yağmalanıp talan edildi. İşte o yüzden bugün maden işçilerine sefalet, yoksulluk, işsizlik düşüyor.“EŞİTLİKÇİ BİR ÜLKEYİ KURALIM”Onların hırsızlıklarını, onların açgözlülüklerini, onların o utanma bilmez saldırganlıklarını anlatmaya bizim sesimiz, gücümüz yetmez. Ama kardeşler, bizim sesimiz, bizim gücümüz başka bir şeye yeter. İşte 56 yıl önce gösterilen şeyi yapmak zorundayız. Türkiye'de emeğiyle geçinen yurttaşlar, bu memleketin emekçi insanları, bu memleketin gerçek sahipleri, işçi sınıfı emeğine, alın terine sahip çıkmak zorunda. Onların yeni Osmanlı hayallerini başlarına çalalım, onların yağmacı isteklerini başlarına çalalım. Biz memleketimizde, Soma'mızda, Manisa'mızda, Türkiye'mizde, Anadolu'muzda emeğimizle, alın terimizle, kendi zenginliklerimizle bağımsız, eşit, kardeşçe bir memleket kuralım. Yıkalım bu köhne düzeni, yıkalım bu namussuzların saltanatını. Yıkalım; NATO'da, Ankara'da, 7 Temmuz'da bu memleketin o hırsızlık mücadelesinin verildiği kentte memleketimizi, onurumuzu, bağımsızlığımızı Trump'lara, ABD emperyalizmine, o açgözlülere peşkeş çekenlerin yüzüne çalalım ve diyelim ki: "Bu ülke, bu halk satılık değil!" Türkiye'de işçi sınıfı birleşirse, emeğine sahip çıkarsa, öyle Ankara'da yüzlerce maden işçisinin yaptığı gibi de değil; binlerle, on binlerle, milyonlarla geliriz, saltanatınızı başınıza yıkar, mutlu, müreffeh, eşitlikçi emekçilerin cumhuriyetini, sosyalist Türkiye'yi kurarız!Bu söylediğim bir hayal değil, bir vaat değil; Türkiye'de işçi sınıfının, emekçilerin yaşamak için, insanca onuruyla var olmak için, memleketine sahip çıkmak için görevidir, sorumluluğudur. Bu söylediğim, Türkiye'de yarının, geleceğin mümkün tek kurtuluş ve çıkış yoludur. Biz birlik olursak, örgütlenirsek mutlaka ama mutlaka gerçekleşecek tek Türkiye yarınıdır.Bugünden, bu dakikadan, Soma'dan başlayarak işçileri, emekçileri tek tek, ilmek ilmek bu umudun, yaşama tutunma inancının parçası kılalım. Gelin kardeşler; çok uluslu tekellere, holdinglerin saltanatına bu ülkeyi, memleketimizi teslim etmeyeceğimiz müreffeh, huzur dolu, aydınlık, bağımsız, eşitlikçi bir Türkiye'yi el birliğiyle kuralım.”
“ÖZELLEŞTİRME DOĞRUDAN KATLİAM DEMEKTİR” 301 Madenciler Derneği Başkanı İsmail Çolak ise özelleştirme politikalarının ağır bedellere neden olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Ben Soma'daki katliamda evladını kaybetmiş bir babayım. Katliamların nelere mal olduğunu biliyoruz. Özelleştirme deyince ilk önce aklımıza gelen tek şey var: Katliam. Bu katliamlar özelleştirmenin ürünleridir.Bir özelleştirme 301 kişinin katliamı, bir özelleştirme Ermenek’te 18 kişinin katliamı, bir özelleştirme Şirvan’da 16 kişinin katliamı demektir.Bunun için diyoruz ki, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Onun için örgütlü olmak zorundayız. Bu faşist düzene el birliğiyle, hep beraber mücadele vermemiz gerekiyor.”“BU ÜLKE BU HALK SATILIK DEĞİL”TKP Merkez Komite Üyesi Savaş Sarı, konuşmasında 15-16 Haziran işçi kalkışmasının tarihsel anlamına vurgu yaparak mevcut düzene karşı mücadele çağrısını yineledi.Sarı’nın konuşmasının tamamı şöyle: “Emekçi halkın aydınlık yüzleri merhaba. Evet, yarın 15 Haziran. Tam 56 yıl geçmiş olacak 15-16 Haziran işçi kalkışmasının üzerinden. Kardeşler, nedir 15-16 Haziran'daki o işçi kalkışmasını Türkiye için, Türkiye'nin emekçi halkı için değerli kılan şey? Bilelim ki kardeşler, bundan 56 yıl önce o on binlerce işçi Türkiye'nin yarınını değiştirdi, geleceğini değiştirdi. O on binlerce işçi emeği için, alın teri için, örgütlü mücadele hakkı için ayağa kalktıklarında, onlarca yüzlerce fabrikadan dışarı çıkıp haykırdıklarında, Türkiye'de umudun olabileceğini, insanın insanı sömüremediği bir yarının olabileceğini dosta düşmana gösterdiler. Onlar 56 yıl önce fabrikalarından çıkıp "Biz varız, biz işçiyiz, güçlüyüz, emeği, fabrikayı, bu ülkeyi istiyoruz" dediklerinde, maden işçisi Mehmet kardeşimiz söyledi ya, o 500 zengin, 100 zengin, bir avuç asalak pılısını pırtısını toplayıp bu memleketi terk ettiler. Neden biliyor musunuz? Çünkü onlar hırsız, çünkü onlar asalak, çünkü onlar karanlık, çünkü onlar namussuz. Bu memlekete düşman, emeğe düşman, halka düşman. Türkiye'de, Soma'da ölen işçilere, onların ailelerine, Türkiye'de işçi sınıfına düşman onlar. İşte o yüzden 56 yıl önce pılını pırtısını toplayıp buradan kaçmanın yollarını aradılar. Nedir büyük işçi kalkışması biliyor musunuz kardeşler? İşçi sınıfının, emekçilerin sadece sömürülen, sadece ezilen, sadece öldürülen, üstüne basılıp çiğnenen insanlar değil; milyonlarca işçi örgütlü olduğunda bir memleket olduğunu, bir halk olduğunu, Türkiye olduğunu, Türkiye'nin işçi sınıfı yani Türkiye'nin kendisi olduğunu gösterdi ya kardeşler, işte odur 15-16 Haziran işçi kalkışması.“KENDİ TOPRAĞIMIZDA ESARETLİK VAR”2026 yılındayız, bugün ne acıdır ki o 56 yıl önce gösterilen o yarın umudunun, gösterilen o emekçinin gücünün iktidara gelememesi tablosuyla karşı karşıyayız. Ne acıdır ki o gün fabrikalarından çıkıp sokakları dolduran, memleketine, emeğine sahip çıkan on binleri milyonlar yapamadığımız bir Türkiye tablosunun ne ifade ettiğini çok acı şekilde yaşıyoruz.Evet, doğrudur bugün bir Türkiye var. O Türkiye'de toz pembe bir tablo var. O bir avuç azınlık, bölgesel güç olmanın Türkiye'ye yetmediği, bölgeye yayılmanın, yeni Osmanlı saltanatını kurmanın hayalleriyle eğleniyor da duruyor. O bir avuç azınlık memleketin üstünde tepiniyor, yağmalıyor, talan ediyor, emekçileri yoksullaştırıp sömürüyor da sömürüyor. Evet, onlar için güzel mi güzel bir Türkiye var. Ama milyonlarca emekçi için, bizler için ne var kardeşler? Yoksulluk var. Ne var? İşsizlik var. Ne var? Ölüm var. Ne var? Memleketinden, oy hakkından, yurttaşlık hakkından mahrum olmak var. Yani kendi memleketinde, kendi toprağında esaret var, kölelik var kardeşler.IŞIKLAR MADENİ'NİN SATILMASINA TEPKİSoma'dayız. Hepimiz biliyoruz, yaşıyoruz; bilmeyenlerimiz takip ediyor. Aylardır maden işçileri o madende bu madende, santral işçileri o santralde bu santralde ayağa kalkıyorlar. Niye? Emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Bırakın emeklerinin karşılığını, onlara reva görülen üç kuruş maaşlarını bile alamıyorlar. Yetmiyor, kapının önüne konuyorlar. Yetmiyor, tazminatlarını bile alamıyorlar. Aylardır maden işçilerine sefalet, işsizlik, yoksulluk dayatılıyor. Niye kardeşler? İşte gördük, daha bir hafta geçmedi, Işıklar Madeni bir zengin holdinge, bir patrona peşkeş çekildi. O Soma katliamının gerçekleşmesine neden olan, 301 canımızın yitirilmesine neden olan o holdinglere yeniden peşkeş çekildi. Niye bu sefalet yaşanıyor? İşte haberi bugün düştü basına; devlet, o yağmalayan, talan eden, maden işçilerini sömüren holdinglere yeni teşvikler, yeni primler vadetti. Dedi ki: "Senin çalıştırdığın her işçinin o maaşının şu kadarını devlet verecek." Niyeymiş kardeşler? Çünkü bu memleket, bu memleketin yer altı kaynakları, zenginlikleri, madenleri o holdinglere, o çok uluslu tekellere yağma alanı ilan edildi. Yağmalanıp talan edildi. İşte o yüzden bugün maden işçilerine sefalet, yoksulluk, işsizlik düşüyor.“EŞİTLİKÇİ BİR ÜLKEYİ KURALIM”Onların hırsızlıklarını, onların açgözlülüklerini, onların o utanma bilmez saldırganlıklarını anlatmaya bizim sesimiz, gücümüz yetmez. Ama kardeşler, bizim sesimiz, bizim gücümüz başka bir şeye yeter. İşte 56 yıl önce gösterilen şeyi yapmak zorundayız. Türkiye'de emeğiyle geçinen yurttaşlar, bu memleketin emekçi insanları, bu memleketin gerçek sahipleri, işçi sınıfı emeğine, alın terine sahip çıkmak zorunda. Onların yeni Osmanlı hayallerini başlarına çalalım, onların yağmacı isteklerini başlarına çalalım. Biz memleketimizde, Soma'mızda, Manisa'mızda, Türkiye'mizde, Anadolu'muzda emeğimizle, alın terimizle, kendi zenginliklerimizle bağımsız, eşit, kardeşçe bir memleket kuralım. Yıkalım bu köhne düzeni, yıkalım bu namussuzların saltanatını. Yıkalım; NATO'da, Ankara'da, 7 Temmuz'da bu memleketin o hırsızlık mücadelesinin verildiği kentte memleketimizi, onurumuzu, bağımsızlığımızı Trump'lara, ABD emperyalizmine, o açgözlülere peşkeş çekenlerin yüzüne çalalım ve diyelim ki: "Bu ülke, bu halk satılık değil!" Türkiye'de işçi sınıfı birleşirse, emeğine sahip çıkarsa, öyle Ankara'da yüzlerce maden işçisinin yaptığı gibi de değil; binlerle, on binlerle, milyonlarla geliriz, saltanatınızı başınıza yıkar, mutlu, müreffeh, eşitlikçi emekçilerin cumhuriyetini, sosyalist Türkiye'yi kurarız!Bu söylediğim bir hayal değil, bir vaat değil; Türkiye'de işçi sınıfının, emekçilerin yaşamak için, insanca onuruyla var olmak için, memleketine sahip çıkmak için görevidir, sorumluluğudur. Bu söylediğim, Türkiye'de yarının, geleceğin mümkün tek kurtuluş ve çıkış yoludur. Biz birlik olursak, örgütlenirsek mutlaka ama mutlaka gerçekleşecek tek Türkiye yarınıdır.Bugünden, bu dakikadan, Soma'dan başlayarak işçileri, emekçileri tek tek, ilmek ilmek bu umudun, yaşama tutunma inancının parçası kılalım. Gelin kardeşler; çok uluslu tekellere, holdinglerin saltanatına bu ülkeyi, memleketimizi teslim etmeyeceğimiz müreffeh, huzur dolu, aydınlık, bağımsız, eşitlikçi bir Türkiye'yi el birliğiyle kuralım.” 








