BÜŞRA IRMAK
Sarıbal, iktidarın yanlış politikaları ve iktidarın biribirini tutmayan açıklamaları konusunda değerlendirmelerde bulundu. Sarıbal, tohum ithalatı konusunda, "iktidar yalan söylüyor." dedi.
Programdan satır başları şöyle...
Paha biçilirken iktidarın inşaat rantı gözetilmiş
Belenbaşı köyündeki tarım arazilerinin ranta kurban edilmemesi gerektiğini vurgulayan Sarıbal," Bu bölgedeki konuyu anlatmakla başlamak istiyorum. Belenbaşı köyünde 2 B arazileri denen bir kavram var. 20 yıl, 30 yıl önce orman olan ve çiftçinin o bölgede tarım yaptığı alanlar var. Daha sonra orman kadastrosunun buraları orman alanından çıkarıp tarımsal alan olarak oradaki çiftçiye belirli bir bedelle verilmesi.
Çiftçilerden dinledim, 7 yıl önce yani 2013 yılında Karaağaç Köyü'nde dönümü 2 bin, 2 bin 500 lira karşılığında veriliyordu. Bugün aynı yer, aynı tarla yarısı Karaağaç Köyü'nde yarısı Belenbaşı'nda kalıyor. 2013 yılında Karaağaçta kalan kısım için 2 bin, 2 bin 500 lira verdiğinizde o yerin sahibi oluyordunuz. Aradan yedi yıl geçmiş bir dönüm için 150 bin tl para isteniyor. Bu da 3 ay içinde ödersen peşin olarak ödersen alabiliyorsun.
Çiftçinin dönüm başı 150 bin ödeyebilecek gücü olsa zaten tarım yapmaz. O çiftçiler orada olmasaydı değil tarım alanlarının kalması ormanlar bile kalmazdı. 1980'den sonra bu ülkenin bütün tarım alanları tarumar edildi, bugünde yağmalanıyor vetalan ediliyor. Oradaki insanlar diyor ki burası bizim hayatımız. Makul bir fiyattan biz oraları almak istiyoruz. Düzenli bir taksitlendirme yapsınlar. İnsanların atalarının doğdukları yer. Orada bir bedel biçilirken iktidarın bir inşaat rantı üzerinden bakmak lazım. Devlet hazine halkın yanında olmak. Tarımsal gelirine bakmak lazım. Akıllarında orayı başka bir şeye dönüştürmek varsa ranta kurban etmek varsa ki öyle bir politika izliyorlar. Ziraat Bankası sanatçının borcunu ödüyor. Kulüpleri kurtarıyor. Simit Dünyası'nı kurtarıyor. Bir kalemde vergi borçlarını siliyor. Tüm bunlara para var çiftçiye para yok.
Ordaki çiftçi para ödemeyelim demiyor. Ancak bu sistem adaletli olması. Burada önemli olan Ora yıllardır yaşayan insanların orada kalması ve kazançları doğrultusunda bir fiyat biçilmeli ancak yapılan şu. 3 ay içinde bu parayı ver, vermezsen buralardan git deniyor." dedi.
İktidarın tarım konusunda açıklamaları tutarsız
Tarımsal ithalatın çiftçiye ve tarıma ne kadar zarar verdiğini anlatan Sarıbal," Toprak Mahsulleri Ofisi 400 bin tonluk bir toprak ihalesi açtı. İthalat, sıfır gümrükle. Dünyada buğdayın fiyatı 220, 230 dolar. Salgın döneminde 260 civarlarında. Sadece 95 bin ton aldılar. Peki 400 bin ton ihaleyi neden açtılar. Bunun nedeni 304 doların altında fiyat alamadıkları için ancak 303, 304 dolara alabildiler.
Biliyorsunuz bu ülkede şunu yaptılar bir elimde cep telefonu bir elimde buğday. Dediler ki cep telefonu üretin. Buğdayı ne yapacaksınız. Bir kamyon buğday veriyorsunuz bir tane cep telefonu alıyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde de bakan mecliste bütçe görüşmeleri sırasında şöyle bir şey dedi. Gayrisafi tarımsal milli hasıla iyi. Ayrupa'da birinciyiz. Daha yüksek olmasını istiyoruz ama tarım ürününün bir kilosuyla İHA'ların SİHA'ların bir kilosu eşit mi. diğer taraftanda diyor ki tarım stratejik bir meseledir. Milli güvenlik kadar önemlidir.
Covid başladığından beri buğday ihracatı kısıtlı. 2020 Ocak ayında patates ve soğan ihracatını kısıtladılar sonrası da limonu kısıtladılar. Makarnayı kısıtladılar. Bugün dünyanın en önemli silahları su ve gıdadır. İnsanlar yeterli gıdaya ulaşamıyorsa, insanlar gıda güvenliğinde de müşteriyse bir metaysa ve sen o gıda egemenliğini de şirketlere bırakmışsan istediğin kadar İHA'ların SİHA'ların olsun.
12 Eylül asgari darbe sonrası Türkiye'de gelen hükümetlere ve uyguladıkları politikalara baktığımızda 24 Ocak kararlarının hepsinin uygulandığnı görüyoruz. Darbeden öncesine bakıyoruz. Darbeye bakıyoruz. Darbeden sonrasına bakıyoruz. Aydın kitlelerin, emperyalizme ve kapitalizme karşı duran kitlelerin, tarımsal politikalar üretecek kitlelerin nasıl tarumar edildiğini görüyoruz. O günden sonra bu ülkede şunlar oldu. 1980'de Türkiye'de 44 miyon insan yaşıyor. 86 milyon büyük küçük baş hayvanımız var. Buğday 18, 19 milyon ton üretiliyor. Tütün 200 milyon ton, mercimek 800 bin ton üretiliyor. Türkiye gerçekten kendi kendine yeten bir ülke. AKP'li cumhurbaşkanı ve bakan karar veremediler. Son bir yıldır Türkiye kendi kendine yetebilen bir ülke midir, değil midir. Açıklamaları birbirini tutmuyor. Yıl 2020. 83 miyon 700 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 4 milyon mülteci var. 88 milyon insan var. Hayvan varlığımız 66 milyon. ancak ben bu rakamlara da inanmıyorum. Sadece benim söylememle de değil. Sayıştay diyorki, TUİK'in rakamları güvenilir değil. Sayıştay TBMM adına denetim yapan bir kurum. TUİK ise hükümetin kotrolünün altında olduğu, rakamlarını kendilerine göre ayarladıkları bir kurum. Şimdi şöyle bir bakalım. Nüfus yüzde yüz artmış. Buğday üretimi 80'de 19 milyon ton şimdi de 20 milyon ton. Mercimek 80'de 800 bin ton şu an 350 bin ton. Bu açığı ithalatla kapatmaya çalışıyorlar.
İktidar yalan söylüyor
Tohumda yüzde 80, yüzde 90 ithalatçıyız. Bu ülkede tohum çok ürettik diyen iktidar tamamen yalan söylüyor. Su benden, İlaçlaması benden, toprak benden ancak yabancı şirketler bana kendi hibrit tohumunu ektiriyor. Yerel tohumlarımız, ata tohumlarımız yok ediliyor. Bu tohum her sene yeniden ekiliyorsa ve her sene daha pahalıya alınıyorsa ve bu tohumun sahibi yabancılarsa senin ülkende üretilen tohum ülkende üretilen Honda kadardır. Honda, Tofaş ne kadar seninse ektiğin tohum da o kadar senin. Tarım da bütün girdiler dolarla. Damat dolarla mı maaş alıyorsunuz dedi onun dolarla işi yok sarayda yaşadığı için. Siz çiftçinin bütün girdilerini dolarla yaparsanız 2002 yılında 1, 1 buçukken bugün 7, 7 buçuk civarında seyrediyorsa o da faiz baskısıyla bu seviyelerde duruyorsa siz halka ucuz gıda veremezsiniz. Siz çiftçiyi ve tarımı yok edersiniz. ." ifadelerini kullandı.
Çiftçi yoksa tarım yok, tarım yoksa gelecek yok
Türkiye için iyi bir tarım politikasına ihtiyaç olduğunu söyleyen Sarıbal,"Dünyada bir kaç çeşit tohum üretim şekli vardır. Atalık tohumlarımız vardır. Genetiği ile oynanmamıştır. Bir başka tohum çeşidimiz Hibrit tohum var. Bir çeşitle diğer çeşidi yan yana koyarsınız ve birbirine tozlandırarak eksik noktaları giderirseniz. Biz hibrit tohumları ekerken çiftçimizin her ekimde yeni tohum almasına neden oluyoruz.
Bir diğeri ise GDO'lu tohum. GDO'lu tohumların ekilmesi yasak ancak iktidar bizi dışa bağımlı hale getirdiği için Türkiye 10 yıllık izinle 25 çeşit mısıra ve 7 çeşit soyaya izin verdi. hayvan yeminde kullılmak üzere gdolu ürün ithal ediyor.AKP döneminde 29 milyon ton soya geldi ve buna 12 milyar dolar ödedik 22 milyon ton mısıra 5 milyar dolar ödedik. Bu iki ürüne 17 milyar dolar ödedik. Hayvanlara yedirdiğimiz yemin yarısını dolarla ithal ediyoruz.
Türkiyenin buna ihtiyacı var mı Türkiyenin iklim toprak bilgiisi bunlarrı GDO'suz üretmeye şansı var mı evet var ama bunun için de iyi bir tarım politikası gerekli" şeklinde konuştu.
CHP iktidara geldiğinde tarım üzerinde yapacağı politikalardan bahseden Sarıbal,"
80'den sonra ilk kez belediyeler aracılığıyla kamu ve çiftçi arasında bir bağ kuruluyor. Çiftçi örgütlendirliyor. Kooperati kuruluyor. Kooperatif aracılığıyla belediye o ürünü alıyor. Çiftçinin ihtiyacı neyse o konuda yardımcı olunuyor. Bunu neden yapıyor çünkü gerçeği görüyorlar. Dünyanın geleceği enerji gıda ve tarım üzerinedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başka bir tarım mümkün politikasıyla bu yıl 381 milyon tl tarıma yatırım yapacak. Türkiye bütçesine göre korkunç bir yatırım. Türkiye bütçesi 1 trilyon 365 milyar TL. Tarımsal destek ise yüzde 1.8 yani 22 milyar.ABnin 2020 yılında 160 milyar avro. Bunun 52 milyar avrosunu tarıma veriyor.
Bu noktada politik bir değişime, yeni bir bakış açısına ihtiyaç var. Kamunun devreye girmesi gerekiyor CHP iktidara geldiğinde çiftçi zarar etmeyecek. Çiftçi para kazanamazsa tarımı devam ettiremezseniz. Çiftçi yoksa tarım yok, tarım yoksa gelecek yok. Çiftçiye para kazandırırken bir planlama yapmak lazım. Bu ülkenin vatandaşının bir yılda ne kadar soğan, patates tüketeceği belli. Ancak acil olarak çiftçinin borç yükü var. 2002 yılında 2 milyon 780 resmi çiftçi var. Ziraat bankasına ve diğer bankalara toplam borcu 2.4 milyar. Siz buna piyasaya olan borcu ekleyin tarım krediye olan borcu ekleyin 3 milyon TL. Bugün sadece bankalara borcu 130 milyar TL. Tarım krediye 12 milyar borç var. Mazota, ilaç şirketine, tohuma, elektriğe, suya borcu var. En az 180 milyar TL. Çiftçi bu borçla kar edemez, tarım yapamaz.
Kısa, orta, uzun vadeli şekilde borçları yapılandıracağız. Tarımsal borçları Ziraat bankası'na alacağız. Mümkünse sıfır faizle yapacağız bunu. Mazotun üstündeki vergiyi elektirik vergisini kaldıracaksınız, tohuma yatırım yapacaksınız. Girdileri mutlaka en aza indireceksiniz. 2002'den 2020'nin 11. ayına kadar 112 milyar dolarlık ürün ithal emişiz. İthalatı azaltacağız.
Hükümetin tarıma ayırdığı bütçe 22 milyar TL. Biz iktidar olursak bu bütçe 112 milyar olacak. İthalattan da bir 30 40 milyar azaltacağız. 140, 150 milyar TL ile CHPnin tarımsal destek planlaması var. Destekleme yapmazsanız çiftçi üretim yapamaz. Destek almayan çiftçi zarara gireceğini ve sistemde kalamayacağı görüyor. Üretim planlamasına uyduğunda çiftçi para kazanacağını görecek. CHP, bütün planlarını afet riskine göre planlayan bir yapı kuracak. Çiftçi afet olduğunda zarar etmeyecek. Bir yıl içinde yapılacaklar içinde çiftçi borçlarının yapılandırılması, üretim modelinin belirlenmesi var. Desteklemeye hemen başlayacağız. Ancak toplam planlamayı gerçekleştirmemiz dört yılı bulur.
Şu an bir gıda krizi var. Konu parasal değildir. Teknik midir değil. Bilimsel midir değil. Tarımın sorunu politiktir. Tarımın sorunu iktidarın tarıma bakış açısıdır. "diye konuştu.







