Türkiye gündemi ve siyaseti üzerine önemli açıklamalarda bulunan Polat, İzmir siyasetine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Hakkında yapılan asılsız haberlere sert bir dille cevap veren Polat, gazetecileri eleştirdi. Polat,"Bazı paçavralarda yazan gazeteci kisvesi altında aklıevvel üç kuruşluk tipler var" ifadelerini kullandı.
Programdan satır başları şöyle...
İzmir merkezli yerel bir gazetede hakkında çıkan haberlere değinen Polat sert konuştu:
Şimdi o bir merkezden çıkıyor. Bir arkadaşımız örgütte görevden alınmış daha sonra disipline sevk edilmiş. Sonrasında partiden istifa etmiş. Bir hastalıklı arkadaşımız. Kendini sadece kadın bedeni tanımlayıp anlatabileceğini düşünen bir arkadaşımız. Benim kökenlerimin Antepli olduğuyla ilgili vurgu yapıyor. Altında dabir tane sözümona mühendis partiden ihraç olmuş kadın arkadaşımız benim halkın arasında bağdaş kurup oturmam üzerinden yazıyor. Ben bunlara takılmıyorum. Benim içimi de incitiyor. Ben Anadolu insanıyım. Anadolu'da insanlar bağdaş kurup oturular. Anadolu'da insanlar birbirlerinin bacak arasına bakmazlar, yüreğine bakarlar. İncir toplayan insanların arasında otururum, üzüm toplarım. Kökenlerimin Gaziantepli olmasıyla ilgili ne bir üstünlük ne bir alçaklık hissettim. İnsanların kökenleri beni ilgilendirmiyor. İnsanların insan olması beni ilgilendiriyor. İnsanların kökenleri üzerinden başlatılan tartışmanın varacağı nokta ırkçılıktır, varacağı nokta kafatasçılıktır, varacağı nokta kapı işaretlemek, insan kafası kesmek, ev yakmaktır. Bunu Nazi Almanya'sında var.
Deniz Yücel gerekeni yapmış. Ben seçimle gelenin seçim dışında faiş bir hata yapmadan görevden alınmaması gerektiğine inanan bir insanım. Ancak burda görüyoruz ki Nazizme kadar, faşizme kadar varabilen bir zihniyet görüyoruz. Atatürk'ün iki sözüyle Antepliliği arkadaşlara anlatayım. Mustafa Kemal Atatürk der ki, “Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar Antep'i kurtardıkları gibi Türkiye'yi de kurtardılar.” Başka bir sözünde şöyle der: "Eğer bir insan doğduğu yeri seçebilecek olsaydı Gaziantepli doğmuş olmak isterdim." Şimdi bu arkadaş beni eleştirecekse Gaziantep'teki 6317 şehidin hürmetine Antep değil Gaziantep desin.
Ben parti içi siyaset yerine partinin iktidarını konuşmayı tercih ederim ama gazeteci kisvesi altında aklıevvel üç kuruşluk tipler var. "İduğ bu fotoğraflara ne diyecek?", "İduğ şöyle dedi." diye haber yapan gazeteler var. Bunlara gazete demek istemiyorum. Paçavra. Paçavrada yazıyor bir tanesi. Mahir Polat ilçeyi niye ziyaret etti. Hadsiz. İlçe benim ilçem. Ben o ilçede doğmuşum. O ilçede dört sene yöneticilik yapmışım. Her kademesinde görev yapmışım. İstediğim zaman o ilçeye giderim. Bu tatışmalar sığ tartışmalar. Ben bu tartışmaların içinde olmam.O paçavraya seslenmek istiyorum:Bornova'dan size ekmek çıkmaz. Hele hele Mahir Polat'tan hiç çıkmaz. Başka kapıda kendine başka işler devşir. Başka yollarla meşhur olmaya çalış. Partiyi de karıştırmaya kimsenin gücü yetmez. Bornova ilçe örgütü çok güçlü bir örgüttür.
CHP'li vekiller ile Anadolu'yu karış karış gezen Polat,"Bu sene çok gezdik çünkü oyumuzun az olduğu yerlerde partimizin görünür olması gerekiyordu. Orada yaşayan esnafımızın, köylümüzün, vatandaşımızın sorunlarnı öğrenip Genel Merkezimize iletmek ve iktidarımızda genel politikaya dönüşebilmesi için bir zarüriyetti. Bilmediğimiz görmediğimiz kültürleri, yaşam tarzlarını öğrendik. Onlarla ilgili raporlarımızı sunduk. 27. dönem birlikte görev yaptığım tüm arkadaşlarım büyük bir gayretle, partinin iktidarına inanmış bir şekilde çalışıyor. Hepsinin emeğine çok teşekkür etmek gerekiyor. Bu dönem evlerde oturmak yok. " ifadelerini kullandı.
Sokaktaki on yaşındaki çocuğun bile ekonomist kadar ekonomiye hakim olmasına değinen Polat, "Çaresizlikler bizi belli konularda uzmanlaştırdı." dedi.
Polat,"Bu dönemin kazanımları şöyle: Ülkede yaşayan herkes öğrenci sorunlarıyla, yurt sorunlarıyla ilgili politika geliştirebilecek kadar bilgi sahibi oldu. Savaş stratejileriyle ilgili her şeyi öğrenmek zorunda kaldı çümkü Türkiye hiç içinde olmayacağı savaşların içinde oldurulmak zorunda kaldı. Herkes birer hukukçu oldu çünkü adaletin olmadığı yerde adaletin nasıl olması gerektiğini kavradılar. Herkes ekonomist oldu. Eğitim düşünmesi gereken küçücük çoocuklar bile dolarla yatıp kalkar oldular. Çaresizlikler bizi belli konularda uzmanlaştırdı. Dolarla mı maaş alıyorsunuz diyen bir bakan vardı. Buradan anlatmıştım. Dünyada sepet para sistemi olduğunu, zenginliğin o sepet para sistemine göre ayarlandığını anlatmaya çalıştık. Fakat insanlar inanmak istemedi. Bu iktidara inandılar ve artık gelinen noktada insanlar cepleriyle,paralarıyla sınanmaya başladı. Böyle bir ekonomiyle insanımızı sınamaya hakkı yok. Tarihin en büyük asgari ücret zammını yaptı ancak asgari ücretin satın alma gücüne bakmak lazım. Asgari ücrete en yüksek zammı yapmadılar. Bunun yanında asgari ücretin alım gücü düştü. Her geçen günde düşüyor. Dolar artarken mal ve hizmet ücretleri arttı ancak dolar gerilemeye başladığında ücretler düşmedi. Bilakis zamlar daha da artıyor. Türkiye 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kuyruklara tekrar alışıyor. Bu iktidar cana zarar hale gemeye başladı. Ben insanlara şunu söylüyorum: Yaşadıklarınıza inanın, bana da inanmayın. Asgari ücretle geçinebiliyorsanız bana inanın. Ona göre seçimlerinizi yapın, kime kırmızı kart göstereceğinizi ona göre seçin. " şeklinde konuştu.
Türkiye'nin uluslararası ticarette dibi gördüğünü söyleyen Polat, "Ülke büyümüyor, bir şeyler gelişmiyor. Adalete bakıyorsunuz sadece bir adama göre mahkemeler kurulmaya, şekillenmeye başlamış. Eğitime bakıyoruz. İçler acısı. Bu çağda plansız programsız işleyen bir eğitim sistemi. Yetişmiş beyinler yurt dışına gidiyor. Bu ülkenin nasıl gelişmesini bakleyeceksiniz. Üretim yok bir kere. Üretim bu çağın gerektiği bi üretim değil. Dünyada yapay zeka konuşulurken Türkiye'nin demir çelikle uğraşıyor olması... Verileri inceliyorum. Türkiye'de madencilik faaliyetleri, tarım orman ürünleri ihracatı artmış. Sanayi mamülleri, bilişim ürünleri ihracatı maalesef yok. Böyle bir Türkiye'nin büyümesi kalkınması mümkün değil. Türkiye'nin toplam ihracatının kilogram değeri 1,23. Japonya'da 4 dolar, Almanya 2.5 dolar civarı. Türkiye tarihin en dip kilo ihracat rakamlarını yaşıyor. Bunun anlamı şu: Kaynaklarını, emeğinizi, alın terinizi peşkeş çekiyorsunuz. Biz İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde gelecek nesillerin yaşam hakkını vurgulamış olduk. Gelecek nesillerin elinden kaynakları çalarak büyüyormuş gibi yapmaya doğru yöneliyoruz. Bu anlayış doğru değil,Türkiye'yi götürebileceği bir liman da yok.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve 80'li yıllara kadar tarımla kalkınan, kendi yağında kavrulan bir ülkeydi Türkiye. Liberal politikalar çok fazla işlemediği bu yıllarda Türkiye hiçbir şey ithal etmeden yaşayabilecek bir ülkeydi. Bugün arpayı, buğdayı, küspeyi her şeyi ithal ederek yaşamaya çalışan bir ülke olduk. Elbette uluslararası ticaret olacak fakat uluslararası ticarette güçlü ve zayıf yönlerini görüp ona göre alternatif ürünlerle ithalat-ihracak yapmalı. Türkiye maalesef bu planlamayı yapmıyor. Eskiden ağır aksak giden bir planlama teşkilatı vardı. Maalesef bunu kapattılar. Her alanda planlama yapmak zorundasınız." ifadelerini kullandı.
Kaldığı cemaat yurdunda yaşamına son veren Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın babasının ifadelerine değinen Polat," Garip olan ne biliyor musunuz? Baba diyor ki, ben bu tarikatı 25 yıldır tanıyorum. Yazıklar olsun. Sen 18- 19 yaşındaki çocuğunu tanıyamamışsın. O çocuğun annesine fırın alınmasıyla ilgili kaygıları var. Canına son verirken benim paramla fırın alınsın diyor. Gerçekten yazıklar olsun. Çocuklarımızı, kadınlarımızı korumak bizim için bir haysiyet meselesi olmalı. Devlet bilerek, bilinçli bir şekilde bu tarikatların yurtlarına yönlendiriyor. Yurt ve eğitim tarikatlara, özele bırakılmayacak kadar önemli. Daha düne kadar Fetullahçı Terör Örgütünün yurtları okulları bu devletten nemalınıyordu. Bugün kimler nemalanıyor bunu bilmiyoruz bile. Bu ülkeniin bu gezegenin geleceği olan çocuklarımıza iyi bakma bir haysiyet meselesi." dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının nasıl olacağını anlatan Polat,"Ekonominin en önemli unsurlarından bir tanesi güvendir. Güveni verebildiğiniz andan itibaren yatırımcı artacaktır. Güveni verdiğiniz zama Türkiye finans sorununu çözer, yatırım almaya başlar. Ekonominin motivasyon kaynağı özel mülkiyettir. Özel mülkiyeti Türkiye'de tartışılır halden çıkartmak ve korunur hale getirilmesi sağlanmalı. İnsanların Türkiye'den paralarını kaçırmalarının nedeni Türkiye'de mallarnın, paralarının başına ne geleceğini bilmemelerinden kaynaklanıyor. Güven ve yasalarla bu insanların yatırımlarını garanti altına alabileceğimizi gösterirsek hızlı bir şekilde Türkiye'yi ayağa kaldırabiliriz. Ondan sonra yapısal reformları yapabiliriz. Türkiye'nin siyasi hedefi muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır. Onun için çalışmak zorundayız. Ekonomi güven işi.Siz para piyasalarıyla, merkez bankasıyla, finans enstrumanlarıyla çok oynarsanız Türkiye'yi kaosa sürüklersiniz. Ani reflekslerle değil genelgeçer çağın ekonomik politikalarıyla hareket ederseniz bir anda güveni tesis edersiniz. Mal ve hizmetler belirli bir açıyla yükselmek zorunda. Açı bir tekne gibi bir yukarı bir aşağı giderse gövdeyi çatlatırsınız. Türkiye'nin gövdesi çatlamış durumda.
Türkiye'de demokrasiyi kurumsal hale getirmek zorundayız. Biz Türkiye'yi herkesin belli değerlerde birleştiği bir ülke, bir devlet yapısı kurmak zorundayız. Kamuda hesap verilebilirliği, denetlenebilirliliği öncelememiz gerekiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi hangi kadrolarla yönetecek gibi sorular sorulurdu. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir sürü arkkadaşımız Cumhurbaşkanlığına layık görülüyor. Bir sürü arkadaşımız bakanlıklarla ilgili, evet tarım bakanı Kamil Okyay Sındır olursa şöyle olur, diyor ya da Ömer Fethi Gürer olursa şöyle olur diyor. Dış politikada onlarca arkadaşımız var. İçişleri bakanlığı için benim kafamda bile onlarca arkadaşım var. Ticaret bakanı olabilecek kişi tek ama...(güler)" diye konuştu.
Programdan satır başları şöyle...
İzmir merkezli yerel bir gazetede hakkında çıkan haberlere değinen Polat sert konuştu:
Şimdi o bir merkezden çıkıyor. Bir arkadaşımız örgütte görevden alınmış daha sonra disipline sevk edilmiş. Sonrasında partiden istifa etmiş. Bir hastalıklı arkadaşımız. Kendini sadece kadın bedeni tanımlayıp anlatabileceğini düşünen bir arkadaşımız. Benim kökenlerimin Antepli olduğuyla ilgili vurgu yapıyor. Altında dabir tane sözümona mühendis partiden ihraç olmuş kadın arkadaşımız benim halkın arasında bağdaş kurup oturmam üzerinden yazıyor. Ben bunlara takılmıyorum. Benim içimi de incitiyor. Ben Anadolu insanıyım. Anadolu'da insanlar bağdaş kurup oturular. Anadolu'da insanlar birbirlerinin bacak arasına bakmazlar, yüreğine bakarlar. İncir toplayan insanların arasında otururum, üzüm toplarım. Kökenlerimin Gaziantepli olmasıyla ilgili ne bir üstünlük ne bir alçaklık hissettim. İnsanların kökenleri beni ilgilendirmiyor. İnsanların insan olması beni ilgilendiriyor. İnsanların kökenleri üzerinden başlatılan tartışmanın varacağı nokta ırkçılıktır, varacağı nokta kafatasçılıktır, varacağı nokta kapı işaretlemek, insan kafası kesmek, ev yakmaktır. Bunu Nazi Almanya'sında var.
Deniz Yücel gerekeni yapmış. Ben seçimle gelenin seçim dışında faiş bir hata yapmadan görevden alınmaması gerektiğine inanan bir insanım. Ancak burda görüyoruz ki Nazizme kadar, faşizme kadar varabilen bir zihniyet görüyoruz. Atatürk'ün iki sözüyle Antepliliği arkadaşlara anlatayım. Mustafa Kemal Atatürk der ki, “Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar Antep'i kurtardıkları gibi Türkiye'yi de kurtardılar.” Başka bir sözünde şöyle der: "Eğer bir insan doğduğu yeri seçebilecek olsaydı Gaziantepli doğmuş olmak isterdim." Şimdi bu arkadaş beni eleştirecekse Gaziantep'teki 6317 şehidin hürmetine Antep değil Gaziantep desin.
Ben parti içi siyaset yerine partinin iktidarını konuşmayı tercih ederim ama gazeteci kisvesi altında aklıevvel üç kuruşluk tipler var. "İduğ bu fotoğraflara ne diyecek?", "İduğ şöyle dedi." diye haber yapan gazeteler var. Bunlara gazete demek istemiyorum. Paçavra. Paçavrada yazıyor bir tanesi. Mahir Polat ilçeyi niye ziyaret etti. Hadsiz. İlçe benim ilçem. Ben o ilçede doğmuşum. O ilçede dört sene yöneticilik yapmışım. Her kademesinde görev yapmışım. İstediğim zaman o ilçeye giderim. Bu tatışmalar sığ tartışmalar. Ben bu tartışmaların içinde olmam.O paçavraya seslenmek istiyorum:Bornova'dan size ekmek çıkmaz. Hele hele Mahir Polat'tan hiç çıkmaz. Başka kapıda kendine başka işler devşir. Başka yollarla meşhur olmaya çalış. Partiyi de karıştırmaya kimsenin gücü yetmez. Bornova ilçe örgütü çok güçlü bir örgüttür.
CHP'li vekiller ile Anadolu'yu karış karış gezen Polat,"Bu sene çok gezdik çünkü oyumuzun az olduğu yerlerde partimizin görünür olması gerekiyordu. Orada yaşayan esnafımızın, köylümüzün, vatandaşımızın sorunlarnı öğrenip Genel Merkezimize iletmek ve iktidarımızda genel politikaya dönüşebilmesi için bir zarüriyetti. Bilmediğimiz görmediğimiz kültürleri, yaşam tarzlarını öğrendik. Onlarla ilgili raporlarımızı sunduk. 27. dönem birlikte görev yaptığım tüm arkadaşlarım büyük bir gayretle, partinin iktidarına inanmış bir şekilde çalışıyor. Hepsinin emeğine çok teşekkür etmek gerekiyor. Bu dönem evlerde oturmak yok. " ifadelerini kullandı.
Sokaktaki on yaşındaki çocuğun bile ekonomist kadar ekonomiye hakim olmasına değinen Polat, "Çaresizlikler bizi belli konularda uzmanlaştırdı." dedi.
Polat,"Bu dönemin kazanımları şöyle: Ülkede yaşayan herkes öğrenci sorunlarıyla, yurt sorunlarıyla ilgili politika geliştirebilecek kadar bilgi sahibi oldu. Savaş stratejileriyle ilgili her şeyi öğrenmek zorunda kaldı çümkü Türkiye hiç içinde olmayacağı savaşların içinde oldurulmak zorunda kaldı. Herkes birer hukukçu oldu çünkü adaletin olmadığı yerde adaletin nasıl olması gerektiğini kavradılar. Herkes ekonomist oldu. Eğitim düşünmesi gereken küçücük çoocuklar bile dolarla yatıp kalkar oldular. Çaresizlikler bizi belli konularda uzmanlaştırdı. Dolarla mı maaş alıyorsunuz diyen bir bakan vardı. Buradan anlatmıştım. Dünyada sepet para sistemi olduğunu, zenginliğin o sepet para sistemine göre ayarlandığını anlatmaya çalıştık. Fakat insanlar inanmak istemedi. Bu iktidara inandılar ve artık gelinen noktada insanlar cepleriyle,paralarıyla sınanmaya başladı. Böyle bir ekonomiyle insanımızı sınamaya hakkı yok. Tarihin en büyük asgari ücret zammını yaptı ancak asgari ücretin satın alma gücüne bakmak lazım. Asgari ücrete en yüksek zammı yapmadılar. Bunun yanında asgari ücretin alım gücü düştü. Her geçen günde düşüyor. Dolar artarken mal ve hizmet ücretleri arttı ancak dolar gerilemeye başladığında ücretler düşmedi. Bilakis zamlar daha da artıyor. Türkiye 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kuyruklara tekrar alışıyor. Bu iktidar cana zarar hale gemeye başladı. Ben insanlara şunu söylüyorum: Yaşadıklarınıza inanın, bana da inanmayın. Asgari ücretle geçinebiliyorsanız bana inanın. Ona göre seçimlerinizi yapın, kime kırmızı kart göstereceğinizi ona göre seçin. " şeklinde konuştu.
Türkiye'nin uluslararası ticarette dibi gördüğünü söyleyen Polat, "Ülke büyümüyor, bir şeyler gelişmiyor. Adalete bakıyorsunuz sadece bir adama göre mahkemeler kurulmaya, şekillenmeye başlamış. Eğitime bakıyoruz. İçler acısı. Bu çağda plansız programsız işleyen bir eğitim sistemi. Yetişmiş beyinler yurt dışına gidiyor. Bu ülkenin nasıl gelişmesini bakleyeceksiniz. Üretim yok bir kere. Üretim bu çağın gerektiği bi üretim değil. Dünyada yapay zeka konuşulurken Türkiye'nin demir çelikle uğraşıyor olması... Verileri inceliyorum. Türkiye'de madencilik faaliyetleri, tarım orman ürünleri ihracatı artmış. Sanayi mamülleri, bilişim ürünleri ihracatı maalesef yok. Böyle bir Türkiye'nin büyümesi kalkınması mümkün değil. Türkiye'nin toplam ihracatının kilogram değeri 1,23. Japonya'da 4 dolar, Almanya 2.5 dolar civarı. Türkiye tarihin en dip kilo ihracat rakamlarını yaşıyor. Bunun anlamı şu: Kaynaklarını, emeğinizi, alın terinizi peşkeş çekiyorsunuz. Biz İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde gelecek nesillerin yaşam hakkını vurgulamış olduk. Gelecek nesillerin elinden kaynakları çalarak büyüyormuş gibi yapmaya doğru yöneliyoruz. Bu anlayış doğru değil,Türkiye'yi götürebileceği bir liman da yok.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında ve 80'li yıllara kadar tarımla kalkınan, kendi yağında kavrulan bir ülkeydi Türkiye. Liberal politikalar çok fazla işlemediği bu yıllarda Türkiye hiçbir şey ithal etmeden yaşayabilecek bir ülkeydi. Bugün arpayı, buğdayı, küspeyi her şeyi ithal ederek yaşamaya çalışan bir ülke olduk. Elbette uluslararası ticaret olacak fakat uluslararası ticarette güçlü ve zayıf yönlerini görüp ona göre alternatif ürünlerle ithalat-ihracak yapmalı. Türkiye maalesef bu planlamayı yapmıyor. Eskiden ağır aksak giden bir planlama teşkilatı vardı. Maalesef bunu kapattılar. Her alanda planlama yapmak zorundasınız." ifadelerini kullandı.
Kaldığı cemaat yurdunda yaşamına son veren Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın babasının ifadelerine değinen Polat," Garip olan ne biliyor musunuz? Baba diyor ki, ben bu tarikatı 25 yıldır tanıyorum. Yazıklar olsun. Sen 18- 19 yaşındaki çocuğunu tanıyamamışsın. O çocuğun annesine fırın alınmasıyla ilgili kaygıları var. Canına son verirken benim paramla fırın alınsın diyor. Gerçekten yazıklar olsun. Çocuklarımızı, kadınlarımızı korumak bizim için bir haysiyet meselesi olmalı. Devlet bilerek, bilinçli bir şekilde bu tarikatların yurtlarına yönlendiriyor. Yurt ve eğitim tarikatlara, özele bırakılmayacak kadar önemli. Daha düne kadar Fetullahçı Terör Örgütünün yurtları okulları bu devletten nemalınıyordu. Bugün kimler nemalanıyor bunu bilmiyoruz bile. Bu ülkeniin bu gezegenin geleceği olan çocuklarımıza iyi bakma bir haysiyet meselesi." dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının nasıl olacağını anlatan Polat,"Ekonominin en önemli unsurlarından bir tanesi güvendir. Güveni verebildiğiniz andan itibaren yatırımcı artacaktır. Güveni verdiğiniz zama Türkiye finans sorununu çözer, yatırım almaya başlar. Ekonominin motivasyon kaynağı özel mülkiyettir. Özel mülkiyeti Türkiye'de tartışılır halden çıkartmak ve korunur hale getirilmesi sağlanmalı. İnsanların Türkiye'den paralarını kaçırmalarının nedeni Türkiye'de mallarnın, paralarının başına ne geleceğini bilmemelerinden kaynaklanıyor. Güven ve yasalarla bu insanların yatırımlarını garanti altına alabileceğimizi gösterirsek hızlı bir şekilde Türkiye'yi ayağa kaldırabiliriz. Ondan sonra yapısal reformları yapabiliriz. Türkiye'nin siyasi hedefi muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır. Onun için çalışmak zorundayız. Ekonomi güven işi.Siz para piyasalarıyla, merkez bankasıyla, finans enstrumanlarıyla çok oynarsanız Türkiye'yi kaosa sürüklersiniz. Ani reflekslerle değil genelgeçer çağın ekonomik politikalarıyla hareket ederseniz bir anda güveni tesis edersiniz. Mal ve hizmetler belirli bir açıyla yükselmek zorunda. Açı bir tekne gibi bir yukarı bir aşağı giderse gövdeyi çatlatırsınız. Türkiye'nin gövdesi çatlamış durumda.
Türkiye'de demokrasiyi kurumsal hale getirmek zorundayız. Biz Türkiye'yi herkesin belli değerlerde birleştiği bir ülke, bir devlet yapısı kurmak zorundayız. Kamuda hesap verilebilirliği, denetlenebilirliliği öncelememiz gerekiyor.
Cumhuriyet Halk Partisi ülkeyi hangi kadrolarla yönetecek gibi sorular sorulurdu. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir sürü arkkadaşımız Cumhurbaşkanlığına layık görülüyor. Bir sürü arkadaşımız bakanlıklarla ilgili, evet tarım bakanı Kamil Okyay Sındır olursa şöyle olur, diyor ya da Ömer Fethi Gürer olursa şöyle olur diyor. Dış politikada onlarca arkadaşımız var. İçişleri bakanlığı için benim kafamda bile onlarca arkadaşım var. Ticaret bakanı olabilecek kişi tek ama...(güler)" diye konuştu.








