Değerli yoldaşlarım,Yerel yönetim seçimlerinde elde edilen başarının bizim için çok değerli olduğunu biliyoruz. Bu başarının, doğru hamlelerle CHP’yi iktidara taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu da biliyoruz.
Partimiz gerçek bir değişime gidebilirse, bu değişim modern, demokratik ve laik Türkiye açısından önemi tartışılmaz ve zaruri bir hamle olacak, Türkiye’nin kurtuluşu da olacaktır.Bunu tüm yüreğimle söylüyorum.Değişimden kasıt, öncelikle parti içi demokrasi ve idari anlamda 5 yıldır büyük çaba harcadığımız LİYAKAT önceliğidir. AKP’nin devlette liyakati yok ettiği ve CHP’nin AKP’ye yönelik eleştirisinin temeli olan bu konunun, parti yönetiminin birinci önceliği olması zorunludur. Ve bu öncelik, partimizin üyesinden esirgenemez.Parti içi demokrasinin işleyebilir olmasını sağlamak, öncelikle bunu istemekle başlar. Genel Merkezde görev aldığımız dönemde hem şahsım, hem de beraber çalıştığımız değerli arkadaşlarımızla beraber yaptığımız çalışmalarda, temel odağımız ve amacımız örgüt için liyakat, yerel yönetimler için performans kriterlerini getirmek oldu. 3 yıl boyunca ana ekseni koysak bile uygulamaya ne yazık ki nefesimiz yetmedi. Üyenin liyakatini yöneticisi tayin edemez, etmemeli.
Ölçme ve değerlendirmenin temeli parti içi iktidar savaşı değil, partinin iktidar yolundaki başarısı olmalıdır. Bu da iktidar açlığını hissetmek İle olur. Parti içi görevlerimiz esnasında çok şeyler yaşadık, çok büyük deneyim kazandık. Çok çelişki yaratan konulara şahitlik ettik. İlk günden itibaren değişimi olmazsa olmaz gördük, ama bu değişimin kişileri değiştirmek anlamına gelmediğini söyledik. En önemli konunun İdeolojik yaklaşım, yeni paradigma ve liyakat olduğunu söyledik ve doğruluğunu zaman içinde daha net anladık.Kişisel olarak kişileri kırmış olabiliriz, fevri gibi görünen davranışlarımız olmuş olabilir. Kırıldığımız, döküldüğümüz, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zamanlar olmuş olabilir. Ama her şeye rağmen partimizi gözümüz gibi korumamız gerektiğini hiç unutmadık. Bu bize öğretilmişti. Ama ne yazık ki parti kültürü ile hiç alakası olmayan insanlardan veya deneyimi ve liyakati yetersiz insanlara tercih edilerek zaman zaman dışlanmayla karşı karşıya kaldık. Zaman bize her şeyi daha net gösterdi. Bu partinin örgütü hiç bir partide olmadığı kadar vicdan sahibidir ve aidiyet duygusu yüksektir. Onlar bizleri bireysel olarak onurlandırdı. Bu Onur, her şeye bedel ve size daha çok sorumluluk yüklüyor. O yüzden değişmeli ama liyakati önemseyen ve en öne koyan, kişileri hedef almayan bir değişimi gerçekleştirmeliyiz. Bugün böyle bir şansımız var. Yerel yönetimlerde başarı sağlamış ve paradigmasını değiştirmiş bir CHP Türkiye’yi bu çıkmazdan çıkaracaktır.Bu ülkenin tamamen sağ çoğunluğa ve muhafazakar bir yapıya sahip olduğunu düşünerek bu değişim gerçekleşemez; bu yanlış olduğu çok açık olan bir saplantıdır. Emek harcamadan değişim olmaz, eğitmeden, öğretmeden, emeksiz, sabırsız, meşakkatsiz süreç başarılı olamaz. Kaldı ki Türkiye’nin 2/3 nüfusu 35 yaş altı seçmenden oluşuyor ve bu kitlenin %95’inin birinci paradigmasında muhafazakar bakış yok. 18-25 yaş gençliğinde adalet, özgürlük ve daha iyi yaşam tarifi, Yeni Dünya görüşü perspektifi ile paralel olarak siyasetçilerden çok farklı. Bizi umutlandıran işte bu insanlar. Biz değişmeliyiz. Koltukları parti içi kanunları koyanlar gasp etmemeli. Belediyeler kendi işlerini başarı İle yaptıkları için tekrar tercih edilmeli, emek harcamış, bilgili, formasyonlu insanlar parti içinde sistem tarafından ödüllendirilmeli.Hayalimiz, Partimizin iktidar olması ve bize oy verenlerin beklentisi gibi Türkiye’yi bu yobazlıktan kurtarması, Türkiye’nin kuruluş felsefesinin filizleriyle yeniden büyümesidir.
Partimiz gerçek bir değişime gidebilirse, bu değişim modern, demokratik ve laik Türkiye açısından önemi tartışılmaz ve zaruri bir hamle olacak, Türkiye’nin kurtuluşu da olacaktır.Bunu tüm yüreğimle söylüyorum.Değişimden kasıt, öncelikle parti içi demokrasi ve idari anlamda 5 yıldır büyük çaba harcadığımız LİYAKAT önceliğidir. AKP’nin devlette liyakati yok ettiği ve CHP’nin AKP’ye yönelik eleştirisinin temeli olan bu konunun, parti yönetiminin birinci önceliği olması zorunludur. Ve bu öncelik, partimizin üyesinden esirgenemez.Parti içi demokrasinin işleyebilir olmasını sağlamak, öncelikle bunu istemekle başlar. Genel Merkezde görev aldığımız dönemde hem şahsım, hem de beraber çalıştığımız değerli arkadaşlarımızla beraber yaptığımız çalışmalarda, temel odağımız ve amacımız örgüt için liyakat, yerel yönetimler için performans kriterlerini getirmek oldu. 3 yıl boyunca ana ekseni koysak bile uygulamaya ne yazık ki nefesimiz yetmedi. Üyenin liyakatini yöneticisi tayin edemez, etmemeli.
Ölçme ve değerlendirmenin temeli parti içi iktidar savaşı değil, partinin iktidar yolundaki başarısı olmalıdır. Bu da iktidar açlığını hissetmek İle olur. Parti içi görevlerimiz esnasında çok şeyler yaşadık, çok büyük deneyim kazandık. Çok çelişki yaratan konulara şahitlik ettik. İlk günden itibaren değişimi olmazsa olmaz gördük, ama bu değişimin kişileri değiştirmek anlamına gelmediğini söyledik. En önemli konunun İdeolojik yaklaşım, yeni paradigma ve liyakat olduğunu söyledik ve doğruluğunu zaman içinde daha net anladık.Kişisel olarak kişileri kırmış olabiliriz, fevri gibi görünen davranışlarımız olmuş olabilir. Kırıldığımız, döküldüğümüz, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zamanlar olmuş olabilir. Ama her şeye rağmen partimizi gözümüz gibi korumamız gerektiğini hiç unutmadık. Bu bize öğretilmişti. Ama ne yazık ki parti kültürü ile hiç alakası olmayan insanlardan veya deneyimi ve liyakati yetersiz insanlara tercih edilerek zaman zaman dışlanmayla karşı karşıya kaldık. Zaman bize her şeyi daha net gösterdi. Bu partinin örgütü hiç bir partide olmadığı kadar vicdan sahibidir ve aidiyet duygusu yüksektir. Onlar bizleri bireysel olarak onurlandırdı. Bu Onur, her şeye bedel ve size daha çok sorumluluk yüklüyor. O yüzden değişmeli ama liyakati önemseyen ve en öne koyan, kişileri hedef almayan bir değişimi gerçekleştirmeliyiz. Bugün böyle bir şansımız var. Yerel yönetimlerde başarı sağlamış ve paradigmasını değiştirmiş bir CHP Türkiye’yi bu çıkmazdan çıkaracaktır.Bu ülkenin tamamen sağ çoğunluğa ve muhafazakar bir yapıya sahip olduğunu düşünerek bu değişim gerçekleşemez; bu yanlış olduğu çok açık olan bir saplantıdır. Emek harcamadan değişim olmaz, eğitmeden, öğretmeden, emeksiz, sabırsız, meşakkatsiz süreç başarılı olamaz. Kaldı ki Türkiye’nin 2/3 nüfusu 35 yaş altı seçmenden oluşuyor ve bu kitlenin %95’inin birinci paradigmasında muhafazakar bakış yok. 18-25 yaş gençliğinde adalet, özgürlük ve daha iyi yaşam tarifi, Yeni Dünya görüşü perspektifi ile paralel olarak siyasetçilerden çok farklı. Bizi umutlandıran işte bu insanlar. Biz değişmeliyiz. Koltukları parti içi kanunları koyanlar gasp etmemeli. Belediyeler kendi işlerini başarı İle yaptıkları için tekrar tercih edilmeli, emek harcamış, bilgili, formasyonlu insanlar parti içinde sistem tarafından ödüllendirilmeli.Hayalimiz, Partimizin iktidar olması ve bize oy verenlerin beklentisi gibi Türkiye’yi bu yobazlıktan kurtarması, Türkiye’nin kuruluş felsefesinin filizleriyle yeniden büyümesidir.





