Can Radyo'da Gökhan Kafalı ile Ege'nin Gündemi Programının Konuğu CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat oldu. Gündemi değerlendiren Polat, AKP ve mafya ilişkilerini değerlendirirken İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya sert eleştirilerde bulundu.
Filistin-İsrail meselesinin iç siyasete malzeme yapılmaması gerektiğini söyleyen Polat,"Devletleri tarihsel bağı olan topluluklardan ve devletlerden ayrı düşünemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti'ni Filistin'in haklı mücadelesinde Türk insanının sağıyla soluyla ciddi bir reaksiyonu var, ciddi bir sahiplenişi var, ciddi bir desteği var. Filistin'de tüm dünyanın gözü önünde mazlum bir halkın eziyet görmesine şahit oluyoruz. Birilerinin bu zulüm gören halka sahip çıkması gerekir. Bunu iç siyaset malzemesi dışında bir devleti yaşayan bir organizma gibi düşünürsek çevresiyle ilintili olması gerekiyor. Geçmişimizde de sahiplenilmiş bir dava ve şimdide bu haklı davaya sahip çıkmalıyız. Biz bu haklı davaya sahip çıkarken iktidarın bu zulme sahip çıkmamasının arkasında İsrail ile aralarında yaptığı anlaşmalardan kaynaklanıyor. Ekonomik olarak bir çöküşü yaşayan bir ülke başka çıkarları için haklı oldukları talepleri geri çekiyor. Örneğin biz bunu Doğu Türkistan'da da yaşıyoruz. AKP hükümeti orada yaşayan Uygur Türklerine yapılan zulme sessiz kalıyor. Bu da devletin farklı saiklerle kuşatma altında olduğunu gösteriyor. Tarih bunları yazıyor. "ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin aşı politikasını yamalı bohçaya benzeten Polat; “Her tarafı yalanla kuşatılmış bir sağlık politikamız var. Sağlıkçılarımızı alkışladık, sağlıkçılarımız için ışık yakıp söndürerek destek olmaya çalıştık ama onların hayatlarına dokunamadık. Onların hayatlarını değiştiremedik. Diğer ülkeler nüfuslarının bir kaç katını aşılayacak kadar aşı tedariklerini yapmışken Türkiye hala aşı tedariğini yapamadı. Sağlık Bakanı yeni bir açıklama yaptı. 10 milyon Çin aşısı geliyor diyor. Bu açıklamaların hepsinin altı boş. 10 milyon ordan 5 milyon burdan. Yamalı bohça gibi bir aşılama politikanız var. İstenilen ölçüde bir aşılama yapılmadı. 17 gün kapanmada elimizde aşı olsaydı toplumun yüzde 50'sini aşılayabilecek sağlık alt yapımız, sağlık çalışanımız vardı. Bunların hepsini ıska geçtik. İnsanları canlarıyla terbiye ediyorlar. Pandemi İle birlikte yoksulluk üstüne yoksulluk biniyor. Türkiye’de ekonomik kriz derinken pandemi süreciyle birlikte daha da derinleşiyor. Her gün intiharlar gerçekleşirken birilerinin vicdanı nasır tutmuş, bunu sadece izleyici olarak dışarıdan bir vatandaş gibi izliyorlarlar. Halbuki hükümet etme sorumluluğu tüm bunların üstesinden gelme yükünü de yüklerken bunlar kendi mutlu mesut hayatlarının dışında hiçbir esnafı, çiftçiyi, vatandaşı görmeyip sırça saraylarında yaşamaya devam ediyorlar.
Devlet mekanizmasının var olma nedenlerinden biri bugünlerdir. Savaş halidir, toplumun düzenlenmesidir, sağlığın korunmasıdır, eğitimdir... Biz sağlığı koruyabildik mi? Sağlığı koruyabilmek için ekonomik alt yapımız yok. Bugün 128 milyar dolar nerede? diye soruyoruz. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Herkesin açıklaması başka bir garabete işaret ediyor. Maalesef ekonomik alt yapınız yoksa hukuk sisteminiz işler durumda değilse, kurumlarınız güçlü değilse bu tip durumlarda çuvallarsınız. Türkiye de şu an çuvallamış durumda. Şimdi helallik istiyorlar. Böyle bir yönetim olabilir mi? Sen bu dünyanın hesabını nasıl diğer tarafa bırakıyorsun? Tayyip Erdoğan bu dünyada bunun hesabını vermek zorundasın." şeklinde konuştu.
AKP ve mafyanın iç içe geçtiğini söyleyen Peker,"Benim gündemim bir takım mafya bozuntularının yaptığı açıklamalar değil. Türkiye'de bir lağım çukuru patlamış durumda. Akademisyenlerin kanlarıyla duş almayı planlayan insanlar bugün birbirlerine girmişler. Bu insanlara devlet koruması verip, miting yaptırıp, insanları tehdit ettirip, 2015-2016 yıllarında Hürriyet Gazetesi’ni basmasını isteyen AKP milletvekili... Görünen o ki AKP ve mafya iç içe geçmiş durumda. Siyaseten yapamadıklarını yasadışı yöntemlerle yaptıklarını bu ifşalarla yaptıklarını anlıyoruz. Burada ülkem için üzüldüğüm nokta. Ülkemde savcı kalmamış, Türkiye'de yargı mekanizması bitmiş. Bu kadar çok ifşa varken bir hakimin bir savcının ben bu dosyaya el koyuyorum, bu iddiaları inceleyeceğim dediğinin duymadım. Diğer taraftan kendisine içişleri bakanı diyen kostak kostak giyinmiş bir zatın o gücü devletten değil mafyadan aldığını görüyoruz. Besleme bir sürü gazetecinin ortaya serildiğini gördük. İstifa etmenin erdem olduğu bir dönemde içişleri devletin televizyonunun karşısına geçip eril bir dille kadın iç çamaşırı üzerinden açıklama yapması ahlak dışı bir şey. İçişleri bakanı tüm toplumun gözünde hiç işleri bakanı. Mafya kendi yöntemleriyle konuşur ama devlet mafyayla bu şekilde konuşmaz. Devlet mafyayı alır yargılar ve o ülkede mafyanın tohumlarının atılmamasını sağlar. Şu an Devleti hükümet edenler mafyanın tohumlarını her yere yaymak için mücadele halindeler. Devlet mekanizmasını mahvetmiş durumdalar. Suç örgütleriyle birlikte oturduklarını gördük, duyduk. Böyle bir devlet olabilir mi? Neresinden bakarsanız bakın ahlak dışı bir yönetim var. Süslü Süleyman'ın mafyası, damadın mafyası, oğlunun mafyası... Böyle bir yönetim olabilir mi? Öngörülebilir bir yönetim anlayışı olmalı... " şeklinde konuştu.
Filistin-İsrail meselesinin iç siyasete malzeme yapılmaması gerektiğini söyleyen Polat,"Devletleri tarihsel bağı olan topluluklardan ve devletlerden ayrı düşünemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti'ni Filistin'in haklı mücadelesinde Türk insanının sağıyla soluyla ciddi bir reaksiyonu var, ciddi bir sahiplenişi var, ciddi bir desteği var. Filistin'de tüm dünyanın gözü önünde mazlum bir halkın eziyet görmesine şahit oluyoruz. Birilerinin bu zulüm gören halka sahip çıkması gerekir. Bunu iç siyaset malzemesi dışında bir devleti yaşayan bir organizma gibi düşünürsek çevresiyle ilintili olması gerekiyor. Geçmişimizde de sahiplenilmiş bir dava ve şimdide bu haklı davaya sahip çıkmalıyız. Biz bu haklı davaya sahip çıkarken iktidarın bu zulme sahip çıkmamasının arkasında İsrail ile aralarında yaptığı anlaşmalardan kaynaklanıyor. Ekonomik olarak bir çöküşü yaşayan bir ülke başka çıkarları için haklı oldukları talepleri geri çekiyor. Örneğin biz bunu Doğu Türkistan'da da yaşıyoruz. AKP hükümeti orada yaşayan Uygur Türklerine yapılan zulme sessiz kalıyor. Bu da devletin farklı saiklerle kuşatma altında olduğunu gösteriyor. Tarih bunları yazıyor. "ifadelerini kullandı.
Tayyip Erdoğan bu dünyada bunun hesabını vermek zorundasın
Türkiye'nin aşı politikasını yamalı bohçaya benzeten Polat; “Her tarafı yalanla kuşatılmış bir sağlık politikamız var. Sağlıkçılarımızı alkışladık, sağlıkçılarımız için ışık yakıp söndürerek destek olmaya çalıştık ama onların hayatlarına dokunamadık. Onların hayatlarını değiştiremedik. Diğer ülkeler nüfuslarının bir kaç katını aşılayacak kadar aşı tedariklerini yapmışken Türkiye hala aşı tedariğini yapamadı. Sağlık Bakanı yeni bir açıklama yaptı. 10 milyon Çin aşısı geliyor diyor. Bu açıklamaların hepsinin altı boş. 10 milyon ordan 5 milyon burdan. Yamalı bohça gibi bir aşılama politikanız var. İstenilen ölçüde bir aşılama yapılmadı. 17 gün kapanmada elimizde aşı olsaydı toplumun yüzde 50'sini aşılayabilecek sağlık alt yapımız, sağlık çalışanımız vardı. Bunların hepsini ıska geçtik. İnsanları canlarıyla terbiye ediyorlar. Pandemi İle birlikte yoksulluk üstüne yoksulluk biniyor. Türkiye’de ekonomik kriz derinken pandemi süreciyle birlikte daha da derinleşiyor. Her gün intiharlar gerçekleşirken birilerinin vicdanı nasır tutmuş, bunu sadece izleyici olarak dışarıdan bir vatandaş gibi izliyorlarlar. Halbuki hükümet etme sorumluluğu tüm bunların üstesinden gelme yükünü de yüklerken bunlar kendi mutlu mesut hayatlarının dışında hiçbir esnafı, çiftçiyi, vatandaşı görmeyip sırça saraylarında yaşamaya devam ediyorlar.
Devlet mekanizmasının var olma nedenlerinden biri bugünlerdir. Savaş halidir, toplumun düzenlenmesidir, sağlığın korunmasıdır, eğitimdir... Biz sağlığı koruyabildik mi? Sağlığı koruyabilmek için ekonomik alt yapımız yok. Bugün 128 milyar dolar nerede? diye soruyoruz. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Herkesin açıklaması başka bir garabete işaret ediyor. Maalesef ekonomik alt yapınız yoksa hukuk sisteminiz işler durumda değilse, kurumlarınız güçlü değilse bu tip durumlarda çuvallarsınız. Türkiye de şu an çuvallamış durumda. Şimdi helallik istiyorlar. Böyle bir yönetim olabilir mi? Sen bu dünyanın hesabını nasıl diğer tarafa bırakıyorsun? Tayyip Erdoğan bu dünyada bunun hesabını vermek zorundasın." şeklinde konuştu.
"İçişleri bakanı değil hiç işleri bakanı"
AKP ve mafyanın iç içe geçtiğini söyleyen Peker,"Benim gündemim bir takım mafya bozuntularının yaptığı açıklamalar değil. Türkiye'de bir lağım çukuru patlamış durumda. Akademisyenlerin kanlarıyla duş almayı planlayan insanlar bugün birbirlerine girmişler. Bu insanlara devlet koruması verip, miting yaptırıp, insanları tehdit ettirip, 2015-2016 yıllarında Hürriyet Gazetesi’ni basmasını isteyen AKP milletvekili... Görünen o ki AKP ve mafya iç içe geçmiş durumda. Siyaseten yapamadıklarını yasadışı yöntemlerle yaptıklarını bu ifşalarla yaptıklarını anlıyoruz. Burada ülkem için üzüldüğüm nokta. Ülkemde savcı kalmamış, Türkiye'de yargı mekanizması bitmiş. Bu kadar çok ifşa varken bir hakimin bir savcının ben bu dosyaya el koyuyorum, bu iddiaları inceleyeceğim dediğinin duymadım. Diğer taraftan kendisine içişleri bakanı diyen kostak kostak giyinmiş bir zatın o gücü devletten değil mafyadan aldığını görüyoruz. Besleme bir sürü gazetecinin ortaya serildiğini gördük. İstifa etmenin erdem olduğu bir dönemde içişleri devletin televizyonunun karşısına geçip eril bir dille kadın iç çamaşırı üzerinden açıklama yapması ahlak dışı bir şey. İçişleri bakanı tüm toplumun gözünde hiç işleri bakanı. Mafya kendi yöntemleriyle konuşur ama devlet mafyayla bu şekilde konuşmaz. Devlet mafyayı alır yargılar ve o ülkede mafyanın tohumlarının atılmamasını sağlar. Şu an Devleti hükümet edenler mafyanın tohumlarını her yere yaymak için mücadele halindeler. Devlet mekanizmasını mahvetmiş durumdalar. Suç örgütleriyle birlikte oturduklarını gördük, duyduk. Böyle bir devlet olabilir mi? Neresinden bakarsanız bakın ahlak dışı bir yönetim var. Süslü Süleyman'ın mafyası, damadın mafyası, oğlunun mafyası... Böyle bir yönetim olabilir mi? Öngörülebilir bir yönetim anlayışı olmalı... " şeklinde konuştu.








